Doğadan size gelen

Hadi bakalım Demet Akalın

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

yazarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2012 Pazar

Mümtazer Türköne: Ben intikam istiyorum


Zaman yazarı Mümtazer Türköne, bugünkü köşesinde 28 Şubat soruşturmasının başlamasını kaleme aldı. Türköne, soruşturmanın başlamasıyla birlikte gözaltına alınanlardan intikam duygularının alınmasını istedi. 

Mümtazer Türköne, 28 Şubatçılar için köşesinde şunları yazdı: "Benim gibi intikam duyguları ile son 15 yılı geçirenlerin yüreği soğusun. Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini..."

İşte Türköne'nin yazısı...

İntikam duygularım


Hiçbiri kişisel bir sorun değildi benim için. 28 Şubat süreci devam ederken öfke doluydum.

Ülkemin maruz kaldığı muameleye isyan ediyordum. Tek tek bildiğim ve gördüğüm hikâyelerde, masum ve savunmasız insanlara yapılan haksızlıklara, zulümlere tahammül edemiyordum. Geri, ilkel bir devlet haline gelişimize kızıyordum. Kaba gücün hakim olmasına, entrikalarla, tezgâhlarla ortalığa nizam veren ahlâksızların sözünün geçer akçe haline gelmesine dayanamıyordum. İntikam duyguları ile doluydum; çünkü ülkeme ve gelecek nesillere karşı sorumluluk taşıyordum. Sorumluluğunuzun gereğini yerine getiremezseniz, öç alma duygularınız büyür. Ortada görülmemiş bir hesap dururken. Üstelik bir güzel ismi de "Müntakîm" olan Allah'a inanıyorum.Hâlâ aynı duygularla doluyum. 15 yıl boyunca, 28 Şubat'ın faillerine ve destekçilerine karşı intikam duyguları besledim. Bu hesabın ahir ömrümde kapanmayacağı endişesi, intikam duygularımı azaltmadı. 28 Şubat'ın anlı-şanlı generallerinin, sivil toplum bezirganlarının, anlı şanlı kalemlerinin insan içine çıkamayacak hale gelmesi, öfkemi dindirmedi.Ben rövanşın alınmasını istiyorum. Bu milletin âhının darbecilerde kalmamasını, intikamının alınmasını bekliyorum. İtiraf ediyorum: Darbeler tarihimizin en pespaye darbesinin mahkeme önüne gelmesi, bu ülkenin vatandaşı olarak beni mutlu ediyor. 28 Şubat döneminde devlet, ordu, medya, sendikalar işbirliği içinde dev bir suç örgütüne dönüştü. Bu suçların tamamının aydınlanmasını, suçluların en ağır cezalara çarptırılmasını bekliyorum. "Dar tutulsun", "cadı avına dönüşmesin" itirazlarına da bozuluyorum. Kim suç işlemişse, kim bu insan hakları katliamında rol almışsa karşılığını alsın. Müstehakını bulsun. Nereye uzanıyorsa gidilsin. Benim gibi intikam duyguları ile son 15 yılı geçirenlerin yüreği soğusun.Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini... Neden mi? Çünkü Türkiye'nin şu rezil darbeler döneminin bir daha açılmayacak şekilde kapanmasını istiyorum. Elindeki silahı, üstündeki üniformayı, oturduğu makamı amacı dışında kullanan, çevresindekilerin gazı ile baştan çıkan zorba darbecilerden bu ülkenin artık kurtulması lâzım. Bana düşen darbecilere ve darbeye karşı öfkemi göstermekten ibaret. İntikam duygularımı görsünler, bu ülkeye ne kadar kötülük yaptıklarını, insanları nasıl çileden çıkardıklarını anlasınlar.Hepimizin intikam alma hakkı var. Meşrû ve insanî bir hak bu. Ben duygularımı ifade ederek intikamımı alıyorum. Doğrudan zarar görenler davaya müdahil olarak intikamlarını alacaklar. Hukuk devletinde yaşıyoruz. Bizim adımıza hesabı yargı soruyor. Bizim adımıza gözleri bağlı yargının devreye girmesi, doğal intikam duygularımız yüzünden. Hukukun en temel prensibidir: "İnsan kendi davasının yargıcı olamaz." Çünkü intikam duyguları ile ölçüyü kaçırır. Ben intikam duygusu ile hareket edeceğim, adalet dengeyi bulacak. Kararı ben değil yargıçlar verecek.28 Şubat, işbirlikçileri ile birlikte en geniş kadrolu darbe olarak yapıldı. Batı Çalışma Grubu etrafında savcılığın yürüttüğü soruşturma, devlet içinde oluşturulan bir çeteyi hedef alıyor. Tutuklamalar sanıldığı kadar genişlemez. Yasaları dolanıp ahlâk kurallarını çiğneyen bir sürü güç ve iktidar sahibi hâlâ hayatta. BÇG bir fitne ve fesat merkezi idi. Deşifre edilmesi işbirlikçilerinden oluşan geniş bir listeyi önümüze delilli-ispatlı olarak çıkartacak. Onları da kamuoyu yargılayacak.İntikam çok güçlü bir duygu. İnsanı diri ve tetikte tutuyor. Üstelik gözlerde çakmak çakmak biriken mağdurun öfkesi, haksızlık yapmaya niyet edenleri durduruyor.28 Şubat'ın rövanşı alınıyor. Ne güzel! Bu dünyada alacak verecek kalmıyor.














VATAN

Atatürk, Hitler'e neler yazmıştı?


Mustafa Armağan





Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 3 Nisan'da yaptığı grup toplantısında İsmet İnönü'nün Adolf Hitler'le samimi tebrikleşmelerini haber yapan bir gazeteyi ekranlara göstererek ona 'Führer'i kendi partinde ara' mesajını verdi.
Başbakan'ın 1930'lu yılları -Dersim ve İstiklal Mahkemeleri hariç- neredeyse hiç tartışma konusu yapmayışının tek bir gerekçesi olabilir: Meselenin ucunun, hassas bir nokta olan Atatürk'e değecek olması. Karşısındaki cepheyi genişletmek istemiyor besbelli. Bu nedenle eleştiriler 1930'ları es geçerek büyük ölçüde 1940'lar üzerinde yoğunlaşıyor.
Acaba 1930'lar (ve 1920'lerin ikinci yarısı) gerçekten de es geçilebilir yıllar mıdır? Bu dönemde demokrasi, hukuk ve ahlak adına eleştirilecek noktalar yok mudur? Ve eğer bir Tek Parti yönetimi kurulmuşsa bunun izini 1925'e kadar sürmek gerekmez mi?
Gerekir gerekmesine ama siyaset buna izin vermez. Lakin biz siyasetçi değiliz. Ve tarih gerçeği ortaya koymak durumunda. Ne var ki, Türkiye'de resmi tarihçiliğin esas işlevinin gerçeğin üzerindeki örtüyü açma değil, üzerini örtme olduğunu biliyoruz. Şunu bilelim ki, Hitler, yalnız İnönü ile değil, iktidara gelişinden sonra Gazi Mustafa Kemal'le de defalarca yazışmış, tebrikleşmişti. Bunda tuhaf bir taraf da yoktur, zira sonuçta iki devlet başkanının resmi yazışmalarıdır. Asıl tuhaf olan, bu yazışmalar üzerinde neden durulmadığı. Hitler'le yazışmak eğer sakıncalı bir şeyse, o zaman Atatürk'ün Hitler'le zaman zaman özel haberciler aracılığıyla devam eden mesajlaşmalarını nasıl yorumlayacağız?
İşte Bilal N. Şimşir'in "Atatürk ve Yabancı Devlet Adamları I" adlı kitabından Hitler-Atatürk mesajlaşmaları (TTK, 1993, s. 149-178; bazı kelimeler sadeleştirildi).
İlk doğrudan mesajı gönderen Atatürk oluyor: "Alman Devletinin en yüksek makamına seçilmeniz dolayısıyle en samimi tebriklerimi arzeylemekle bahtiyarım. Çok yüksek saygılarımın kabul buyurulmasını rica ederim." (21 Ağustos 1934)
5 gün sonra Berlin Büyükelçisi Hamdi Arpağ Hitler'i ziyaret ettiğini, Führer'in, Atatürk'ün taziye mesajına çok minnettar kaldığını ve teşekkürlerini ilettiğini yazmaktadır. 30 Ağustos günü Hitler, yazılı bir mesajla teşekkür eder. Ardından Cumhuriyet Bayramı'nı kutlayan Hitler'e cevap gelir: "En hararetli teşekkürlerimi ve şahsî saadetinizle Almanya'nın refahı hakkındaki temennilerimi kabul buyurmanızı rica ederim" (2 Kasım 1934). 23 Kasım'da bu defa Hitler'dir yazan: "Memleket(ler)imiz arasındaki münasebetleri üstürmek(?) ve ilerletmek ciddi uğraşım olacaktır."
4 Mart 1935'te Hitler, yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine Atatürk'ü tebrik eder. Ertesi günü Atatürk'ten teşekkür gelir. 2 Nisan'da Atatürk'ün yeni bir mesajını görürüz. Hitler, Reich Başkanlığı ve Reich Başbakanlığı'nı bir kanunla birleştirdiğini ve bu kanuna uyarak gücü ele aldığını bildirmektedir. Atatürk ise bundan "büyük sevinç" duymuştur: "Ekselâns, Sizi ülkenizin en büyük orununa geçmiş olmanızdan (dolayı) kutlarken, yurtlarımız arasındaki mutlu dostluk bağlarının korunmasını, berkitilmesini istediğinizin güvenini unutmayacağım."
Kitapta 217 numaralı belge, 1 Mayıs 1935 tarihini taşıyor. Yazan artık "Kamâl Atatürk"tür: "Alman Ulusal bayramı münasebetiyle Ekselânsınıza en ısı (samimi) tebriklerimle beraber özel gönenceniz ve asil Alman ulusunun genliği (refahı) hakkında beslediğim samimi dileklerimi sunarım." Hitler'den cevap gecikmez. 6 Mayıs tarihli mesajda teşekkür eder.
Milli bayramda tebrik mesajı
Bu arada Şimşir'in kitabında Hitler'in Atatürk'e yazdığı iki mektup nedense Türkçeye çevrilmeden bırakılmış. Bu mektuplarda bir büyükelçinin geri çekilip yerine yeni bir elçinin atanması söz konusu ediliyor ve bu vesileyle en yüksek saygılarımı ve en samimi dostluk duyguları iletiliyor. Dahası var. Bu defa 28 Ekim'de Hitler, Atatürk'ün Cumhuriyet Bayramı'nı kutlar, 3 gün sonra da Atatürk "hararetle" teşekkür eder. 30 Nisan 1936'daysa Atatürk Almanların millî bayramları münasebetiyle tebrik mesajı gönderir, gerek Hitler'in şahsî mutluluğu, gerekse Alman milletinin refahı hakkında samimi temennilerini bildirir. Ertesi günse Hitler teşekkür eder.
Aynı tebrikleşmeler 1936 ve 1937 yıllarında da devam eder. Bu arada Almanya'da Hitler'in yaptırdığı bir balon karaya inerken patlar. Atatürk hemen Hitler'e bir geçmiş olsun mesajı gönderir. Aynı gün (9 Mayıs 1937) Hitler'den teşekkür gelir.
Bu arada Berlin Büyükelçisi Hamdi Arpağ, Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği notta Atatürk'ün selamını ve imzalı bir resmini bizzat Hitler'e takdim ettiğini, resmin altına Atatürk'ün yazdığı yazıdan Hitler'in büyük bir memnuniyet duyduğunu ve Atatürk'e hayran olduğunu söylediğini yazar. Buna göre Hitler, "Türkiye'de hiçbir siyasi emelimiz yoktur ve olamaz. Dolayısıyla güzel ilişkilerde bulunmayı arzu eder ve bunu tabii görürüz" demiştir. (13 Temmuz). Nitekim bir ay sonra Hitler, Atatürk'ün kendisine resmini göndererek "kalbî temennilerini" bildirmesinden duyduğu memnuniyeti belirten mektubunu gönderir.
Atatürk 11 Ekim 1937 tarihli mektubunda, Hitler'in mektubundan duyduğu memnuniyeti şöyle bildirir: "Pek mütehassis olduğum bu nazikâne mukabelelerden ve bana, şahsî saadetleriyle Alman milletinin refahı hakkındaki samimi temennilerimi tekrar eylemek fırsatını verdiklerinden dolayı Ekselanslarına kalbî teşekkürlerimi arz ederken derin bir haz duymaktayım."
Kurtuluş ümidi bağışladınız
28 Ekim 1937'de Hitler Cumhuriyet Bayramı tebriğini gönderir. Atatürk ise cevaben şunu yazar: "Ekselanslarına teşekkürlerimi arzeder ve saadet ve afiyetleriyle Almanya'nın refahı hakkındaki samimi temennilerimin kabulünü rica ederim." 30 Nisan 1938'de Atatürk Almanya'nın milli bayramı dolayısıyla Hitler'i kutlarken 6 Temmuz günü Numan Menemencioğlu eliyle Hitler'e "selam, muhabbet ve şahsi takdir hislerini" gönderir. 29 Ekim'de Hitler, Cumhuriyet Bayramı'nı kutlar Atatürk'ün. Ertesi günü yazdığı cevaptaysa Atatürk, Hitler'e "hararetli teşekkürleri"ni sunar.
Ölümünden 10 gün önce yazılmış bu son mesajı, Atatürk'ün ölümü üzerine Hitler'in Meclis Başkanı Abdülhalik Renda'ya gönderdiği taziye mesajı takip eder. Bu mesajı beraber okuyalım:
"Ekselansları TBMM başkanına, tüm Türk halkına kendim ve Alman halkı adına Atatürk'ün vefatından ötürü derin üzüntülerimi iletirim. Kendisiyle birlikte büyük bir asker ve mükemmel bir devlet adamı ve tarihî bir kişiliği kaybettik. Kendisi yeni Türkiye "Reich"ının kurulmasına damgasını vurmuştur. Türkiye'nin varlığı nesiller boyu yaşayacaktır." (Kitapta tercüme edilmemiş olan bu mesajı çeviren Aynur Kırcı'ya teşekkür.)
Nitekim Berlin Büyükelçiliği'nin 11 Kasım tarihli mesajında Führer'in bir adamının, Kemalist Türkiye'nin kendilerine bir yıldız gibi kurtuluş ümidi bağışladığını söylediği belirtilecektir.
4 küsur yıl boyunca devam eden Atatürk-Hitler mektuplaşmalarının bilançosu böyle. Bundan sonra bana susmak düşecek. Gerçekler konuşunca hep olduğu gibi.








m.armagan@zaman.com.tr

Zaman