Doğadan size gelen

Hadi bakalım Demet Akalın

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

kıvanç tatlıtuğ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıvanç tatlıtuğ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2012 Salı

Altın Kelebek Ödüllerinde şıklık yarışı yaşandı




39. Altın Kelebek ödül gecesinde kırmızı halıda da şıklık yarışı yaşandı. Gecenin en cüretkar kıyafetini ise Ebru Şancı giydi.


Ebru Şancı


Kıvanç Tatlıtuğ


Selin Demiratar


Tülin Şahin


Şenay Akay


Berna Laçin- Esra Akkaya


Pis Yedili ekibi


Gizem Özdilli


Eda Özerkan


hurriyet.com.tr

39. Altın Kelebek Ödülleri sahiplerini buldu




Hürriyet okurlarının seçtiği 27 Altın Kelebek

Bu yıl 39'uncusu düzenlenen Altın Kelebek ödüllerinde kazananlar belli oldu. Hürriyet Dünyası okurlarının seçtiği en iyiler Haliç Kongre ve Sergi Merkezi'nde düzenlenen törende ödüllerini aldı. Muhteşem geceye televizyon dünyasının ünlü yıldızları akın etti. İşte gecede dağıtılan 27 ödülün sahipleri ve törenden yansıyanlar.


İŞTE ÖDÜLLER      


En İyi Kadın Sunucu: Esra Erol 


En İyi Erkek Sunucu: Acun Ilıcalı


En İyi Pop Kadın Şarkıcı: Ajda Pekkan


Yılın Şarkısı: Tarkan - Yakar Geçerim


En İyi Drama Ödülü: Muhteşem Yüzyıl


En İyi Senaryo Yazarı: Gülse Birsel


En İyi Erkek Oyuncu: Kıvanç Tatlıtuğ 


En İyi Kadın Oyuncu:  Meryem Uzerli 


En İyi Fantezi Müzik Kadın Solisti: Ebru Gündeş


En İyi Kadın Haber Spikeri: Nazlı Tolga


En İyi Erkek Haber Spikeri: Mehmet Ali Birand


En İyi Komedi Dizisi: Yalan Dünya


En İyi Kadın Komedi Oyuncusu: Gupse Özay


En İyi Erkek Komedi Oyuncusu: Bartu Küçükçağlayan


En İyi Fantezi Müzik Erkek Solisti: İbrahim Tatlıses


Turkcell En İyi Müzik Grubu: Kolpa


Turkcell En İyi Erkek Sanatçı: Halil Sezai


Turkcell En İyi Kadın Sanatçı: Göksel


En İyi Türk Sanat Müziği Kadın Solisti: Sertab Erener 


En İyi Türk Sanat Müziği Erkek Solisti: Ahmet Özhan


En İyi Türk Pop Müziği Erkek Solisti: Murat Boz


En İyi Güncel Kültür Sanat Programı: Şeffaf Oda


En İyi Çıkış Yapan Solist: Gökçe ve Halil Sezai


En İyi Yarışma Programı Ödülü: Kim Milyoner Olmak İster


En İyi Magazin Programı: Pazar Sürprizi


En İyi Müzik Grubu: Model


En İyi Klip: Sezen Aksu - Vay / Sevil Kaynak Sinan Tuncay


En İyi Spor Programı: Yüzde Yüz Futbol


En İyi Dizi Yönetmeni: Suskunlar - Çağatay Tosun


En İyi Dizi Müziği: Adını Feriha Koydum - Nail Yurtsever


Altın Kelebek Özel Ödülü: Alpay, Selami Şahin, Seyyal Taner , Salim Dündar






hurriyet.com.tr

9 Haziran 2012 Cumartesi

Halkın en güvendiği ünlü kim çıktı




Halkın en güvendiği isim Seda Sayan

Celebrity Güven Endeksi araştırmasının Mayıs ayı sonuçlarına göre; Seda Sayan halkın en güvendiği isim oldu. İkinci Acun Ilıcalı, üçüncü ise Kıvanç Tatlıtuğ...


MediaCat ve Ipsos KMG işbirliğiyle yapılan ve 'Hangi ünlünün tavsiyesi marka tercihlerinizde etkili olur?' sorusuna yanıt arayan Celebrity Güven Endeksi araştırmasının Mayıs ayı sonuçları belli oldu. İşte; 12 ilde, 15 yaş üstü bin 200 kişinin katıldığı araştırmanın sonuçları; 






AVŞAR KIZI DÖRDÜNCÜ 


Türk halkının en güvendiği ünlü, TV programının dışında bir reklamda da boy göstermeye başlayan Seda Sayan oldu. Sayan aynı araştırmada geçen ay yedinci olmuştu. Listenin ikinci sırasında Acun Ilıcalı, üçüncü sırasında ise Kıvanç Tatlıtuğ yer alıyor. Geçen ay listenin zirvesinde olan Hülya Avşar, bu dönem kendisine dördüncü sırada yer buldu. 


SİBEL CAN GERİLEDİ 


Mayıs ayında en büyük yükselişine Kadir İnanır imza attı. İnanır; 20'ncilikten yedinciliğe yükseldi. 17'nciyken dokuzunculuğa yükselen İkbal Gürpınar ise listedeki en büyük ikinci sıçramayı gerçekleştirdi. 


Beyazıt Öztürk, üçüncülükten 12'nciliğe; Sibel Can ise sekizincilikten 19'unculuğa geriledi. 


GENÇLER YİNE 'HADİSE' DİYOR


15-19 yaş aralığında öne çıkan ünlüler arasında; geçtiğimiz dönemde olduğu gibi Hadise yer alıyor. Ünlü şarkıcı 10'uncu sırada yer alıyor. 


Ata Demirer, Türkan Şoray, Demet Akalın ve İvana Sert ise listenin yeni sakinlerinden...






sabah.com.tr

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Kıvanç izdihamı



Kıvanç izdihamı

Kıvanç Tatlıtuğ, önceki akşam abisi Cem Tatlıtuğ’un Beyoğlu Line’daki doğum günü partisindeydi.

Çıkışta bir basın ordusuyla karşılaşan oyuncu, buna bir de hayran kitlesi eklenince taksiye ulaşmakta güçlük çekti.


hurriyet.com

18 Mayıs 2012 Cuma

1 milyon liraya 'evet' demiş




1 milyon liraya ‘evet’ demiş

Ünlü dondurma markası Magnum’ un ilk Türk kampanya yüzü olan Kıvanç Tatlıtuğ, reklam filmi için kamera karşısına geçti.

Tatlıtuğ’a reklam filminde ünlü Fransız model Florence Eugene eşlik etti. 1 milyon TL’ye anlaştığı öğrenilen Tatlıtuğ, reklam filmindeki partnerini için “Florence çok başarılı bir oyuncu. Oldukça iyi anlaştık ve birlikte çok güldük” dedi.


milliyet.com.tr


.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Kuzey Güney'i Oyuncuları Anlattı








Kuzey’i anlamak zor

Kanal D’nin izlenme rekorları kıran dizisi “Kuzey Güney”de tempo giderek yükseliyor. Hikâyeyle birlikte sette de heyecan zirve yapmış durumda. Her bölümü merakla beklenen dizinin setine konuk olduk, oyunculara kısa bir mola aldırıp merak ettiklerimizi sorduk.

Dizinin bıçkın delikanlısı Kuzey’i canlandıran Kıvanç Tatlıtuğ, sete motosikletiyle geldi. Güvenlik önlemlerine harfiyen uyan yakışıklı oyuncu, trafiktekilerin takdirini topladı.

Kıvanç Tatlıtuğ (Kuzey)  

Kuzey’i daha önce oynadığınız rollerden farklı kılan şey nedir?

- Bu, biraz daha farklı bir karakter. “Daha derin” deyip de önceki rollerime saygısızlık yapmak istemiyorum ama Kuzey’in diğerlerine göre anlaşılması daha zor bir karakter olduğunu söyleyebilirim.

Neden anlaşılması zor?

- O kültürden gelen bir insanı anlamak bence daha zor.

Sizin Kuzey’i anlamakta zorlandığınız anlar oldu mu?

- Oldu tabii. Bir kaza oluyor ve abisinin yerine suçu üstlenip hapse giriyor. Abisinin istikbali için suçu üstleniyor. Sırf abisi başarılı olsun diye. Bu psikolojiyi anlayabilmek mümkün değil ama ben karakteri oluştururken şundan yola çıktım: Türkiye’de buna benzer hayatlar yaşayan, başkasının suçunu üzerine alan birçok kişi olabilir. Biraz da onları, onların yaşamış olabileceği sıkıntıları, o çetrefilli hayatları düşünerek Kuzey’i yorumlamaya çalıştım. “Kuzey’i oynamak” demiyorum, çünkü sürekli onu anlamaya çalışıyorum ve her gün onunla ilgili bir şey keşfediyorum. Bu süreç hiçbir zaman bitmiyor. Puzzle gibi. Bu yüzden Kuzey’i anlarken çok keyif alıyorum.

KUZEY YARALI BİR ÇOCUK

Kuzey’i oynadığınız diğer rollerden farklı bir yere koyuyor musunuz?

- Ayırmıyorum ben. Yapmış olduğum her şey benim için çok önemliydi. Zaten çok seçici davranıyorum... Bu iş tutmayabilirdi de. İçinde bulunduğum iş tutsa da tutmasa da, benim için önemli olan tatmin olup olmadığım. Hiçbir zaman “Herkes bizi konuşsun” gibi bir idealim ve hedefim olmadı. Kuzey’in diğer rollerimden şöyle bir farkı var; Kuzey, yaralı bir çocuk. Aslında imkân verilse, güven duyulsa çok güzel şeyler yapabilecek bir insan. Çok zeki, hamarat ve elinden her şey geliyor. Ama insanların ona karşı önyargıları var. Böyle yaşayan çok insan var, bunu biliyorum.

Sizin Kuzey’le benzer yönleriniz var mı?

- Biz çok ayrı iki insanız Kuzey’le. Ama onu bu yolun içinde keşfetmeye çalışmak benim için muhteşem bir duygu.

HAFTADA BİR GÜN KIVANÇ OLUYORUM

Bu rol size ödüller de getiriyor, az önce de Rotary kulüplerinden “En İyi Erkek Oyuncu” ödülü aldınız, neler hissediyorsunuz?

- Sormayın. Muhteşem! Bunu kelimelerle anlatamam. Benim için çok değerli. Bu ödül sanırım üç ya da dördüncü. Sette olduğumuzdan törene gidemeyeceğimiz için buraya getirmişler. Bir şey yapabilirsin ya da yapamazsın o önemli değil ama izleyicinin takdir etmesi, bunu ödülle taçlandırması, senin dizini de “en iyi dizi” seçmelerinden daha fazla gurur verici bir şey olamaz sanırım. Bunun değeri parayla pulla ölçülemez. Demek ki güzel bir iş yapıyoruz, düzgün bir iş yapıyoruz. Biz öncelikle kendi yaptığımız işten keyif alıyoruz. Biz bu işi yaparken gerçekten eğleniyoruz.

Kuzey’in o bıçkın hallerinin sizin hayatınıza girdiği zamanlar oluyor mu?

- Hayatıma girdiği anlar olmuyor ama ben haftada bir gün Kıvanç olabiliyorum. O da setimin olmadığı gün. Haftanın altı günü Kuzey’i anlamaya çalışıyorum. Onun yapabildiği şeyler, onun hareketleri, telefon tutuşu, konuşma tarzı, jestleri, mimikleri ister istemez ufak bir yerde kalıyor, çünkü fazla mesai harcıyorum. Ama bunun sıkıntısını yaşamıyorum, üstüme yapışmadı.

TELEFON TUTUŞUNUN BU KADAR KONUŞULMASINI BEKLEMİYORDUM

Telefon tutuşu demişken, böyle küçük bir ayrıntının bu kadar çok konuşulacağını tahmin eder miydiniz?

- O benim için küçük bir ayrıntıydı. “Kuzey, telefonu böyle tutar” deyip de çıkardığım bir şeydi. Bu kadar konuşulmasını hiç beklemiyordum.

O hareketi siz mi bulmuştunuz?

- İlk olarak senaryomuzun çok güzel yazıldığını söyleyeyim. Ece (Yörenç) ve Melek (Gençoğlu) bu konuda iki usta, onların kaleminin üstüne çıkabilmek de çok önemli. Senaryonun dışında, Kuzey’in hareketleri, oturması, kalkması, konuşma tarzı, bazı kelimeleri telaffuz edememesi, telefon tutuşu benim yaratmış olduğum ve yaratmaktan da keyif duyduğum şeyler. Bilmiyorum ileriki bölümlerde daha neler çıkacak ama hazine dolu bir sandığın içerisindeyim. Çıkarıp, çıkarıp bakıyorum.

ETRAFA YETEMİYORUM

“Haftanın bir günü Kıvanç oluyorum” dediniz. Bir gün Kıvanç olarak ailenize, arkadaşlarınıza ve kendinize yetebiliyor musunuz?

- Açık konuşmak gerekirse etrafa yetemiyorum. Bir günde yapacağın şeyler çok kısıtlı. Aileniz var, eşiniz dostunuz var, bir özel yaşamınız var... Mümkün olduğu kadar herkese yetişmeye çalışıyorum, herkesin gönlü olsun istiyorum. Ama biraz daha fazla zamanım olsa mutsuz olmazdım tabii! (Gülüyor)

FİLMİ YAKINDA ÇEKECEĞİZ

“Kuzey Güney”i izleyebiliyor musunuz?

- Bazen takip edebiliyorum, bazen de edemiyorum ama yapım şirketi her bölümün DVD’sini gönderiyor, oradan izlemeye çalışıyorum.

Dizi dışında bir de film çekeceğinizi biliyoruz. Fakat filmi sır gibi saklıyorsunuz...

- Yakında çekeceğiz ama detaylarını zamanı geldiğinde konuşacağız.

Öykü Karayel (Cemre): Tiyatro sahnesi çok daha özgür

Diziye ilk başladığınızda içe kapanık biri olduğunuzu söylemişsiniz, Cemre rolü sizi değiştirdi mi?

- Benim hayatımda çok değişen bir şey olmadı. Daha çok rolü çıkarmak adına kendimden bulduğum şeyler olmuştur.

Bu işte yer almanızdaki neden sadece karakteriniz miydi, rolü kabul etmenizde başka neler etkili oldu?

- Birlikte oynayacağım insanlar. Hâlâ da bunun güzelliğini yaşıyorum.

Aynı zamanda tiyatro oyunlarında da rol alıyorsunuz. Sahnede daha mı rahat ifade ediyorsunuz kendinizi?

- Sahnede oynamak daha kolay değil ama oradaki konsantrasyonu sağlamak daha kolay. Dizide oyunun yanında dikkat edilmesi gereken daha fazla şey var. Kamerası, açısı, ışığı... Ve bunların hepsini çok hızlı yapmanız gerekiyor.

Hangisinde daha özgür hissediyorsunuz kendinizi peki?

- Teknik açıdan düşünürsek, tiyatro sahnesinin çok daha özgür olduğunu söyleyebiliriz aslında. Dizi setinde ise sizi sınırlayan çok şey var. Kamera açısı, netlik dediğimiz şeylerin hepsi bir yerde elinizi kolunuzu bağlıyor. Ama bunlar pratikle aşılıyor. Kameranın başka bir dili var. Onu kavrayınca burada da o rahatlığa ulaşabiliyor.

“Kuzey Güney”, ilk diziniz. Kamera önünü sevdiniz mi?

- İlk başlarda çok zorlandım sonra yavaş yavaş keyfini çıkarmaya başladım.

Zerrin Tekindor (Gülten): Patavatsızlığı eğlendiriyor

İki tiyatro oyununuz varken bir de dizi çekiyorsunuz, zor olmuyor mu?

- Oyunlarımdan “Antonius ile Cleopatra” devam ediyor Oyun Atölyesi’nde. Devlet Tiyatrosu’ndaki “Vahşet Tanrısı”yla da en son İsveç’e bir turne yaptık. Senaristler ve yönetmenimiz o dönemde çok kolaylık gösterdi, o zamanı öyle atlattım. Şimdi provalar bittiği için sadece akşamları oyuna gidiyorum, onun da bir tek hazırlığı uzun sürüyor. Biraz yoğunum ama her şey yolunda.

İzleyici sizi anne rolünde çok sevdi. Siz de sevdiniz mi kendinizi bu rolde? Oyuncu rol ayırır mı?

- Elbette ayırt eder. “Aşk-ı Memnu”dan sonra farklı bir rol olsun istemiştim, hakikaten de rol öyle geldi. Karakteri çok sevdim. Oynarken de eğleniyorum.

En çok neyi eğlendiriyor sizi?

- Patavatsızlığı. Gülten çok duygusal bir kadın ama acılarını geride bırakmayı bilmiş. Hayata pozitif bir enerjiyle bakması ve kuvvetli olmasını çok seviyorum. Birilerine muhtaç değil, “Ben hallederim” diyor. Ben de kadınların o tavırda olmasını severim.

Öykü Karayel’in annesi rolündesiniz. Rol arkadaşınızın performansını beğeniyor musunuz?

- Öykü’yü çok seviyorum. Başarılı ve tatlı bir kız. Onunla çalıştığım için memnunum.

Merve Boluğur (Zeynep): Empati yapmayı öğrendim

Diziye sonradan dahil oldunuz ama izleyici rolünüzü benimsedi, siz benimseyebildiniz mi?

- Diziye sonradan girmek açıkçası beni de tedirgin etti. Çünkü hep başından başlayıp sonunda kadar götürdüğüm işler oldu. Ama sağ olsunlar ekiptekiler bana onu hissettirmedi. Yavaş yavaş alıştım.

Zeynep karakteri size neler kattı?

- İlk olarak empati... Karşısındakini anlayabilen, hissedebilen, elinden geldiğince yardım etmeye çalışan bir kızı oynamak tabii ki beni de etkiledi. Aslında içimizde tüm renklerden var ama role göre ufak ufak çıkardığımızı düşünüyorum.

“Küçük Sırlar”da daha sivri bir karakterdiniz. “Acemi Cadı”daki rol ise bambaşkaydı. Bu kadar çeşitli rollerde peş peşe yer almanız şans mı sizce?

- Şansın etkili olduğunu düşünüyorum ama elimden geleni de yaptım. Siz hayatınıza nasıl şekil verirseniz öyle gider. Kader kısmet, bunlara da inanıyorum ama niyet de önemli.

Sinema filminiz olacak mı?

- Aslında bir proje var ama henüz netleşmediği için paylaşamıyorum.

Zeynep, Kuzey’e duyduğu aşkta asla pes etmiyor. Siz aşk için mücadele eder misiniz?

- Eskiye nazaran olgunlaştığımı, en azından tecrübe kazandığımı düşünüyorum. Tabii ki aşk kalbin beyne hükmettiği andır ama bazı noktalarda tecrübeyle daha mantıklı hareket etmeye çalışıyorsun.

Bu arada saçınızın rengi değişti. Siz mi istediniz bunu, dizi için mi değişti?

- Ben normalde bakır kızılını çok seviyorum. Tatil döneminde hep yaptırdığım bir renktir. O renkle kendimi daha enerjik hissediyorum. İlk kez de beni o saç rengimle kabul eden bir iş çıktı, “Böyle olsun” dediler. Bir de bende siyah saç, beyaz ten, kırmızı ruj kombini çok oturmuştu, biraz onu da kırmak istemiştik. Ama sonradan yapımcımın da isteğiyle eski saç rengime döndüm.

Sanırım günlük hayatınızda da kırmızı rujdan vazgeçemiyorsunuz...

- Evet, evet. Zaten o kırmızı ruj benim kullandığım ve Ayşegül’e kattığım bir şeydi.

Zeynep’e kattığınız şeyler oldu mu?

- Takı konusunda olabilir. Tasarımcı bir kız olduğu için herkesin takmadığı takılar bulmaya çalışıyorum.






Gülbahar Karakuş/Hürriyet/Kelebek

21 Nisan 2012 Cumartesi

KENAN İMİRZALIOĞLU UZUN SÜRE SONRA KONUŞTU BÖLÜM1





Ekranda reyting rekorları kıran ‘Ezel’ dizisinin ardından dinlenmek isteyen Kenan İmirzalıoğlu, reklam ve film işine ağırlık verdi. Osman Sınav imzalı ‘Uzun Hikaye’nin çekimleri dışında; Kip markasının yüzü olan oyuncu, uzun aradan sonra ilk kez GÜNAYDIN’a konuştu. Hem bir giyim markasıyla neden çalıştığını anlattı, hem sektöre bakışını…


İki sezon boyunca her pazartesi seni ekranda görmeye alıştık, özlettin kendini. Sende durum ne, ‘böyle iyiyim’ mi diyorsun?

Ben zaten iki sezonluk her çalışmanın arkasından böyle bir ara veriyorum. ‘Deli Yürek’ten sonra da ara verdim, ‘Alacakaranlık’tan sonra da, ‘Acı Hayat’tan sonra da. ‘Ezel’den sonra da öyle oldu.
 Yani ‘yüzümü dinlendireyim, Ezel’i unutturayım’ gibi bilinçli değil, gayet insani bir ihtiyaç mıydı seninki?İnsanlara iki yıl boyunca bir şeyler izlettiriyorsunuz, ondan sonra hemen koştur koştur yeni işe başlayıp ‘hadi şimdi buna inanın’ demek bana doğru gelmiyor açıkçası. Oradan kazanacağım para da beni pek cezbetmiyor. Yapanları yargılamıyorum ama ben böyle düşünüyorum.
CEP HEDE SAVAŞIYORSUN! 
 Bir şeyleri kaçırmış, sektörün uzağında kalmışsın gibi hissettirmiyor mu bu ara vermeler peki?Hiç öyle hissetmiyorum. Bu aralar çok iyi geliyor çünkü 90 dakika cenderesi hakikaten çok ağır. Dizi devam ederken özel hayatımıza, kendimizle ilgilenmeye vakit bulamıyoruz. Tekrar bir dizi projesiyle ekrana döneceğim zaman; tamam ‘inşallah iyi gider, herkesi heyecanlandırır’ diye düşünmenin yanı sıra, her hafta o 90 dakika gözümde büyümüyor da değil. Bunun daha insani koşullarda yapılması gerek artık. Hem işimi yapayım, hem hayata karışayım diyemiyorsun. Hayat geçmiş gitmiş oluyor.
 Bir dizide oynamanın maddi manevi kazandırdıkları kadar, kaybettirdikleri de var. İki sezon bir dizide oynarken neleri kaçırıyorsun?Cephede savaşıyorsun resmen! Sinema sektöründesin ama sinemaya bile gidemiyorsun, kitap okuyamıyorsun, tiyatro oyunu izleyemiyorsun. Setin gece bitmiş diyelim, sabah yine erkenden sette olman gerekiyor fakat sabah vücudun kalkmak istemiyor yataktan çünkü yorgunsun! Bir de ertesi günün sahnelerine çalışman gerek. Üstelik Ezel gibi bir karakteri oynuyorsan, düşün! ‘Yalan Dünya’ gibi olsa biz de eğleniriz fakat ağır dramatik olaylar var, büyük sahneler var, oyun içinde oyun var. Role inandırmak gibi bir derdin varsa bunları içselleştirmen gerek, önce senin inanman gerek. Bütün bunların içinden uyuduğun saati de çıkarırsan, Ezel karakteri aslında iki yıl boyunca Kenan’dan daha fazla yaşamış oluyor, en büyük kaybım bu işte.
 Hayat kaçtıktan sonra parayı ne yapayım diyorsun…Kesinlikle! Yaş ilerledikçe bunların daha çok farkına varıyorsun.
 Yaş ilerledikçe derken?37′yiz artık. Yolun yarısını devirince, daha bir farkına varıyorsun, değerlerin değişiyor.
ŞENER ŞEN’E BAKIN… 
 Ancak maddi anlamda doyunca ‘değer mi’ diye düşünmeye başlıyor insan, değil mi?İşin doğal süreci bu… İlk başta hiçbir şeyin yok ama enerjin var, maddi manevi açlığın var, hırsın var. Ayrıca ilk başladığımızda 90 dakika değildi bu işler… İlk başlarda sorgulamadan yapıyorduk belki de, sadece yapıyorduk… Fakat şimdi hakkıyla yapmamız lazım çünkü işlerimiz yurt dışına da satılıyor. Bunların kalitesinin yükselmesi için de tek ihtiyacımız olan zamanı kısaltmamız, ki oyuncular kendileriyle ilgilensin, kendini geliştirsin, hata yapmasın.
 Peki 37 yaşına gelip, jön klasmanından yavaş yavaş uzaklaşıyor olmak nasıl hissettiriyor?Hiç “Ben jönüm” diye çıkmadım ortaya, ben oyuncuyum! Böyle baktığında da, oyunculuk macerası devam eden bir iş, futbolculuk gibi değil. İşte Şener Şen… 70 yaşında, halen çok kıymetli bir oyuncu, halen herkes projesinde onun olmasını ister.
PARA KONUŞULUNCA BEREKETİ KAÇAR
 Yeni sezon için anlaşmayı yapmışsın bile. İzleyicileri neler bekliyor? Erken daha…
 Halihazırda bir senaryo var mı? Üzerinde konuştuğumuz bir proje var ama daha olgunlaşma aşamasında.
 Yeni sezondaki projen için 4 milyon dolarlık rakam telaffuz ediliyor; doğru mu diye soracağım ama… Biraz abartılı bir rakam. Bu işlerin ekonomisinin konuşulmasını doğru bulmuyorum, bereketi kaçar. (Gülüyor)
‘EZEL’İ UNUTTURMAK GİBİ BİR DERDİM YOK
‘Ezel’ sende nasıl bir iz bıraktı? Öyle etkili ve sıra dışı bir projeydi ki, o karakterden sıyrılıp kurtulmak mümkün oldu mu? 
Rolden sıyrıldık, artık geride kaldı o iş ama keyfi geride kalmış değil. Hâlâ ‘Ezel’i yapmanın gururunu ve keyfini yaşıyorum. Çünkü ‘Ezel’, kurgusuyla, rejisiyle, çekimiyle, kadrosuyla Türk televizyon sektörü için çok özel, çok önemli bir işti; çok özel bir takım kurulmuştu. İçinde olmasam da söylerdim bunu; çıtayı yükseltti o dizi. Onun rüzgarıyla da çok iyi işler yapılıyor.
KIYASLANMA KADERİM OLDU Sokaktaki insanlara unutturabilecek misin o karakteri?İnsanlara unutturmak gibi bir derdim yok, unutmasınlar zaten. (gülüyor)
 Yeni sezonda başka bir rol oynayacaksın; ya ‘Ezel’den izler ararlarsa, ‘Ezel’le karşılaştırırlarsa? 
İnsanlar muhakkak karşılaştıracak, öncekiyle kıyaslayacak… Hele de bizim toplumda karşılaştırmadan bir şeyin değerini belirlemek mümkün değil! Oysa ortada bir değer varsa karşılaştırma yapmadan o değerin adını koyalım. Zaten bu durum benim kaderim oldu, ‘Deli Yürek’ten beri hep sorulur: “Miroğlu ‘Deli Yürek’te çok dominanttı, onu unutturabilecek misin?” Bir sonraki yaptığın işte inandırıcı olursan, hikayen güçlüyse tabii ki unutturursun, ki bak şimdi ‘Ezel’i konuşuyoruz…
BIYIK İŞİ ZOR! Başka bir iş yapsaydın, yine bu kadar başarılı olur muydun?Olurdum. Neticede sevdiğim bir işi yapardım; sevince de yaparım.
 Boş zamanlarında ne yaparsın?Müzik dinlerim, spor yaparım, çiçeklerime bakarım.
 Çiçekler?İki bonzaim, bir gardenyam var. Bir yıldır çiçek almaya çalışıyorum ondan, hâlâ alamadım. Bir de annemin çeyiz çaydanlığının içinde yetiştirdiğim pembe menekşem var. Toprak çocuğuyum ben, köyde doğdum.
 Bıyığa alıştın mı?Pek konforlu bir durum değil açıkçası, zor. Rol icabı bıraktım.
 Sürekli elin gidiyor, buruyorsun…Gıdıklıyor çünkü!
GAZABI OLAN ÜÇ ŞEY: SERVET, ŞÖHRET VE ŞEHVET
 Şöhretle kafayı yememeyi, kendini kaybetmemeyi nasıl başarıyorsun?Şöhretli insanlar gazabı olan üç şeye sahiptir; servet, şöhret, şehvet. Bu üç tehlike hemen burnumuzun dibinde. Bunları dengede götürmek kolay değil. Bunun için, kendini Kaf dağının tepesine koymayacaksın, ‘işimi yapıyorum’ diye bakacaksın. Öbür türlüsü kolay taşınacak bir yük değil. Yaşadığım topraklar, inançlarım ve ailem beni korudu. Bedenimin aldığı iltifatlara kanıp ruhumu ihmal etmemeye çalışıyorum ben.
 Normal insanlar gibi yaşayamamak peki, ‘değer mi’ sorusunu sordurtuyor mu zaman zaman?
Elbette. Mesela daha önce yurt dışına kaçtığım zaman rahat ediyordum, şimdi o da kalmadı. Avustralya’ya gittim, plajda insanlarla çektirdiğim fotoğraflar ben gelmeden internete düştü, şaka gibi! Burada da “Kenan, kız arkadaşından ayrıldı; orada gününü gün ediyor’ diye yazdılar. Bence kimse Hollywood’da ünlü olmaya çalışmasın, kaçacak yer kalmayacak! (Gülüyor)
 Acıklı buluyor musun halini?Öyle hissediyorsan başka bir yol seçmelisin. Eğrisi doğrusuna denk geliyor; şöhret hayatı zorlaştırırken bir taraftan öyle içten sarılıp dua ediyorlar ki, kötü şeyler siliniyor. Yazık olacak bir durum yok.
DAHA OYNAYACAK BİR SÜRÜ DELİKANLI ROLÜ VAR
 Kıvanç Tatlıtuğ’la karşılaştırılmak rahatsız ediyor mu?
Bu yeni değil ki, bu işe başladığım günden beri hep birileriyle karşılaştırıldım. Hâlâ birileriyle karşılaştırılıyorsam, bu bir başarıdır.
 Kıvanç Tatlıtuğ’un gelişimini nasıl buluyorsun?Takdirle izliyorum. İşine emek veriyor ve karşılığını alıyor, seyirciler de bunu görüyor. Konuşuyoruz da… Beğendiğim bir sahnesi olduğunda arayıp tebrik ediyorum. Çok etkileyici bir yolculukta bence.
 ‘Tek tip rol’ün adamı eleştirilerine ne diyorsun?Ciddiye almıyorum.
 ’Delikanlı rollerin’ adamı olmaktan sıkılmadın mı? Böyle bir yakıştırmayı kabul etmiyorum çünkü daha oynanacak bir sürü delikanlı rolü var! Yan yana getirin koyun Miroğlu, ‘Yazı Tura’daki Hayalet Cevher, ‘Yandım Ali’deki Ali, Devran, Ezel… Bunların hepsi aynı adam mı?
 Hepsi de maço ve sert abiler aslında … Benden nasıl bir tip çıkarmayı bekliyorsunuz? (gülüyor)
 Reyting garantili oyuncu olmak nasıl bir his?
‘Reyting garanti’ mevzuuna çok katılmıyorum açıkçası, esas olan hikayedir. Ben her zaman şunu iddia ettim: Bir elin parmağı kadar üst lig oyuncusu lokomotifi götürür fakat raylar olmazsa lokomotif hiçbir yere gidemez. Raylar da bu işin senaryosu, hikayesidir.
“DERVİŞİ DE, SARHOŞU DA OYNARSIN BUNDAN SONRA”
 Hep ayakları yere sağlam basan biri mi oldun, bizim bilmediğimiz aşırılıkların, çılgınlıkların var mıdır?Genel olarak yoktur ama denemelerim oldu (gülüyor)
 Mesela?
Yani daha rahat davrandığım zamanlar oldu ama ertesi gün de pişman oldum. “Kenan sen bu değilsin, hiç zorlama oraları” dedim. Çünkü köyde bile, Mustafa’nın oğlu olarak asla küfür etmedim. Aslında oyuncunun özgür olması, yırtık olabilmesi lazım fakat hayat yolculuğunda oralarda hiç gezinmediyseniz, zorlanıyorsunuz. Mesela ‘Deli Yürek’te romantik bir sahne vardı, partnerimin saçını okşayacağım… Kızın saçını yolmuştum! O utangaçlıktan olamadı.
 Öpüşmedir, sevişmedir… Böyle sahnelerde peki?
Başlarda zorlanıyordum…
 Anne-babadan tepki?
Onu biz ‘Yazı Tura’da yaşadık… ‘Yazı Tura’nın galasına gelmişti bizimkiler, gidip amcamı uyarmıştım çünkü sevişme sahneleri var, kokain çekiyorum, acayip hareketler falan… Amcam da babama gidip “Abi film biraz karışıkmış, istersen gidelim” deyince, babam “Madem izlemeyecektik niye geldik!” diyor. Filmi izledik, ışıklar yandı, arkaya dönüp baktım: Bizimkiler el ele tutuşmuş, ‘yazık bu çocuklara’ diye ağlıyorlar. Yani bir RT ÜK kafasıyla bakmıyorlar. Zaten anneme anlatmıştım önceden hikayeyi, o da “Oğlum artık bu senin mesleğin, bu saatten sonra sarhoşu da oynarsın, dervişi de oynarsın” demişti.
JÖN DEĞİL OYUNCU OLMAK İSTEDİM
 Şu an çekimleri süren ‘Uzun Hikaye’de nasıl bir Kenan İmirzalıoğlu var?Buradaki adam Bulgaristan göçmeni… Şehir karmaşasında sahip olup da farkına varmadığımız, unuttuğumuz değerlere inanan, bütün fakirliği içerisinde küçücük şeylerle mutlu olan ve bunlarla etrafını da mutlu edebilen bir adam. Filmde de onun, karısı ve çocuklarıyla verdiği hayat mücadelesi anlatılıyor.