Doğadan size gelen

Hadi bakalım Demet Akalın

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Haziran 2012 Pazar

İlk Türk uzay yolcuları Ahu Aysal Ali Şen





Uzaya çıkmak aşık olmak gibi

Uzaya gitmek için biletlerini alan ilk iki Türk olan Ahu Aysal ve Ali Şen, yolculuğu dört gözle ve heyecanla beklediklerini söylüyor. Hatta Ali Şen, "Bıraksalar uzayda 40 yıl bile kalırım" diyor


İki özgür ve gezgin ruh; hem Türkiye, hem de dünya tarihine geçmeye hazırlanıyor. Les Ottomans Hotel'in sahibi Ahu Aysal, geçtiğimiz nisan ayında uzaya gidecek ilk bileti alarak basının karşısına çıkmıştı. Çok geçmeden Fenerbahçe'nin efsane başkanlarından Ali Şen de uzaya gidecek ikinci bileti aldığını açıkladı. Seyahatlerini uzaya taşımaya hazırlanan iki ünlü isimle Şamdan Plus dergisinden Deran Özer konuştu... 


"ANNEM MEMLEKETE GİDİYOR" 
Uzaya gitmeye nasıl karar verdiniz?


AHU AYSAL: Sen paranı ödedin mi Ali? 
ALİ ŞEN: Ben koluma bir milyon dolarlık sponsor alacağım. Gazprom verecek paramı! 
A.A.: Bana da bir sponsor bulun o zaman! Şaka bir yana, küçüklüğümden beri her şeye meraklı olduğum için gökyüzüne de merak duyuyordum. Bir de yerçekimi çok ilginç gelmiştir bana. Yaşam boyu her şeyi yaşayabilirsin ama yerçekimi olmadan bir ortamda olmak enteresan bir duygu. Ceylan Pirinçcioğlu'nun böyle bir şey başlattığını duyunca hemen telefon ettim ve "Ben geliyorum" dedim.  İçinizde korku yok muydu?
A.A.: En ufak korku yoktu, şimdi de yok. Şuradan şuraya yürümek ne kadar basit bir şeyse, benim için uzaya gitmek de o kadar basit ve kolay bir şey. Bunun iki tane sebebi var; birincisi kendime çok güveniyorum, kendimi çok seviyorum ve dünyada dönüp yapabileceğim daha çok şey olduğuna inanıyorum. Kolay kolay öleceğimi de düşünmüyorum. İkincisi ise hayatta hiçbir şeye karşı korku duymuyorum. Kendime çok güvendiğim için korkularım yok. Bir daha dönemem gibi fikirler aklımın ucundan bile geçmiyor. Onun yerine inanılmaz bir heyecan var içimde... Salıncağa binersin de için ürperir, hatta aşık olduğun vakit de olursun; işte şu anda böyle hissediyorum. Çok mutluyum. 


Bu arada bir kura çekilecekmiş galiba, Ali Bey'in sizden önce gitme ihtimali var mı? 


A.A.: Hayır, ilk önce ben gideceğim. 
A.Ş.: Orada şike yapacağız, kura çekiminde Ahu çıksın diye. 
Uzaya şike karıştırmayacaksınız herhalde? 
A.Ş.: Centilmenlik göstereceğiz. Zaten centilmenliğin diğer adı şike oldu! 
Aileniz nasıl karşıladı bu kararınızı?
A.A.: Büyük kızıma sormuşlar bir yerde, ne düşünüyor diye; o da cevap olarak "Annem memleketine gidiyor" demiş. Pek normal düşünceli bir insan olmadığımın farkındayım. 
Kızınızın tepkisini öğrendik, eski eşiniz Ünal Aysal'ın nasıl bir tepkisi oldu?
A.A.: Bana ilk iş olarak "Galatasaray bayrağını götürecek misin oraya?" diye sordu. Bu arada Ahu ismini duyan tüm çevrem, "Bu olsa olsa bizim Ahu'dur" demiş. 
Ali Bey siz nasıl karar verdiniz? 
A.Ş.: Baktım ki Ahu uçacak, ben niye uçmayayım dedim. Şaka bir yana, Ahu biraz önce çok güzel şeyler anlattı. İnsanın kendine güveni ve iyi insan olması çok önemli. İyi insanların kendine güveni vardır zaten. Kendine güveni olan iyi insan da, kaderin yolunu çizmesine izin vermez, kaderini her gün kendisi çizer. Ben de o tip insanlardan biriyim. 


"UZAY FİLMLERİ İLGİMİ ÇEKMEZ" 


Uzayla ilgili filmleri izler miydiniz? Sevdiğiniz bir karakter var mıydı?


A.Ş.: Ben çok film izlerim. Herhalde Türkiye'de en geniş dünya sineması klasikleri arşivine sahip kişiyim. Evimde sinema salonum var. Çok enteresan ama hiç ilgimi çekmeyen de uzay filmleri olmuştur! 
A.A.: 'Kaptan Kirk'ü ve 'Mr. Spock'u severdim ben. 
Ali Bey siz ailenizden nasıl tepkiler aldınız? 
A.Ş: Ben demokrat bir eş, baba ve dede olduğum için herkesin fikrini söyleyebileceği bir toplantı yaptım. Tam fikirler ortasında gidip gelirken oğlum Adnan "Baba sen zaten karar vermişsindir" dedi. Üzerine de konuşacak bir şey kalmadı.


BJK'Yİ SERDAR TEMSİL ETSİN
Ali Bey, siz Fenerbahçe'yi, Ahu Hanım da Galatasaray'ı temsil edecek uzayda. Beşiktaş'ı kim temsil edebilir? 
A.A.: Serdar kardeşimiz yakışır. 
A.Ş.: Serdar Bilgili'ye yakışır gerçekten. Ayrıca Serdar mutlaka uzaya gitmeli. 
A.A.: Serdar'a çok uyar bu seyahat, bizim gibi korkmaz öyle şeylerden. 
A.Ş.: Serdar bizim kafadan. Peki Trabzon olsa kim? Sabri Şener olsun. Orada ona kupayı veririz, kupayı çok istiyor ya. Dünya iyisidir o da.


İMKANIMIZ OLSA VENÜS'E AYAK BASMAK İSTERDİK


Geziniz 2014 yılına planlanıyor; hangi aşamalardan geçeceksiniz? 


A.A.: Eylül'de gidebiliriz Amsterdam'a. Hollanda'da simülatör varmış, ona katılmamız gerekiyor. 
A.Ş.: Ben de Kasım-Aralık'ta 12 günlüğüne Karayipler'e gideceğim. Eylül'de gideriz o zaman. 
Herhangi bir gezegene ayak basma imkanınız olsa yine gider miydiniz? 
A.A.: Katılırdık tabii.
A.Ş.: 40 sene de kalırdık üstelik. 
Peki, hangi gezegene gitmek isterdiniz? 
A.Ş.: Venüs. 
A.A.: Venüs. Benim yıldızıma. 
Uzaya gittikten sonra artık normal seyahatlere burun bükebilirsiniz... 
A.Ş.: Olabilir, bir gidelim gelelim de, anlatırız artık orada hissettiklerimizi. 
Ne kadar sürecek bu yolculuk? 
A.A.: Karayipler'e gidiyoruz. Medikal kontrolden geçiyoruz, en önemli koşul da fit olmak. Hareket ediyoruz, beş dakika içerisinde 60 kilometreye geliyoruz. Pilot motoru kapatıyor, süzülerek 103 kilometreye çıkıp altı dakika orada kalıyoruz; dünyayı oradan izleyeceğiz.


BAYRAKLAR DEĞİŞECEK
Eylül'deki simülatörde astronot kıyafeti giyecek misiniz? 
A.A.: Evet, kıyafetlerle deneme yapılacak. 
A.Ş.: Sen de gel, yerçekimsiz ortamda bizimle röportaj yaparsın. Ahu'nun elinde Fenerbahçe bayrağı, benim elimde Galatasaray...








sabah.com.tr

16 Haziran 2012 Cumartesi

Buse Terim: ''Tek hayalim kendi markamı yaratmak''





Tek hayalim kendi markamı yaratmak

Yazdığı blog'la geniş bir takipçi grubuna ulaşan Buse Terim, bu arada bir de internet sitesi kurdu. Markasını kurumsallaştırmaya çalışan genç blogger'ın en büyük hayali ise, bir gün kendi markasını yaratmak...


Galatasaray Spor Kulübü Teknik Direktörü Fatih Terim'in kızı Buse Terim, moda blogger'lığı konusunda Türkiye'nin öncü isimlerinden biri oldu. Kendi ismini taşıyan blog'u binlerce kişi tarafından takip edilen Terim, yeni projelerini, modaya olan ilgisini Şamdan Plus'tan Soner Gömleksiz'e anlattı. 


Sizi isminizi taşıyan buseterim. blogspot.com isimli blog'unuzla tanıdık. Ciddi bir moda eğitimi aldınız. Bize New York'taki eğitiminizden bahseder misiniz? 


New York'ta Fashion Institute Of Technology'de (FIT) Moda Pazarlaması ve Yönetimi eğitimi aldım. Dolce Gabbana, Ralph Lauren, Elle dergisi ve Burberry gibi kurumlarda staj yaptım. 


MODA ODAKLI YAŞIYORUM 


Peki bu eğitimin ardından nasıl karar verdiniz blog yazmaya?


Blog'um hayatıma bir hobi olarak girdi. Öğrendiklerimi ve gözlemlediklerimi herkesle paylaşmak istedim. 


Blog'unuzu bizim için tanımlar mısınız? 


Her şeyden önce samimi olmasını amaçladım. Okuyucularım için modanın hızlı dünyasını, sakince, boğulmadan ve aynı zamanda da geride kalmadan takip edebilecekleri bir adres yaratmaya çalıştım. 


Blog'unuz için en çok hangi kaynakları takip ediyorsunuz?


Moda haftalarına katılmaya çalışıyorum. Katılamıyor isem görsel medya ve internetten araştırmalar yapıyorum. Dergilerimi yanımdan hiç ayırmıyorum. Beğendiğim blogger'ları takip ediyorum. Kısaca diyebilirim ki moda odaklı yaşıyorum. 


Blogunuzla ilgili ailenizden ve yakın çevrenizden ne tür tepkiler alıyorsunuz? 


Blog'umun başlangıç aşamasında fikren destek oldular. Ardından blog'un tıklanma oranları, onları da en az benim kadar mutlu etti ve marka oluşturma sürecinde beni ilk destekleyenler ailem ve yakın çevrem oldu.


İNTERNET SİTESİ 


Blog'un ardından şimdi de bir web sayfası oluşturdunuz. Takipçileriniz internet sitenizde ne gibi değişiklikler görecek? 


Blog'umu kapatmıyorum aslında, sadece teknik altyapısını değiştiriyorum. buseterim.com'da aynı formatı koruyacağım ama ayın ürünleri olacak, tavsiyelerim daha geniş bir yelpazede sunulacak. Takipçiler, geriye dönük arşivlerime ulaşabilecek. Ünlülerin gardıroplarını yeni ve sürpriz isimlerle takip etmeye devam edeceğim. Bakımdan erkeklere stil önerilerine kadar çok çeşitli konu başlıklarına rastlayabilecek siteye girenler. 


Gelecekle ilgili planlarınız neler? 


Her şeyin bir zamanı olduğunu düşünüyorum. Kurumsal ve profesyonel altyapımı tamamladıktan sonra kendi markamı yaratmak istiyorum. 


Sizi hangi projelerde göreceğiz? 


İstanbul Shopping Fest kapsamında dün, The House Hotel Nişantaşı'nda bir pop-up store açtım. Bu özel proje bugün de sürecek; pop-up store'da seçtiğim marka ve tasarımcılardan parçalar yer aldı. Gardırobumdan seçtiğim parçalar da satışa sunuluyor. 


AKSESUVARLARLA HEP GÖNÜL BAĞIM OLMUŞTUR


Şu an modanın sizin için vazgeçilmez olduğunu söylüyorsunuz. Peki çocukluk yıllarınızda da kıyafetlere ve aksesuvarlara ilgi duyar mıydınız? 


Duymaz olur muyum hiç... Çocukken kendimi süsleyip püsleyip annemlere defileler yapardım. 


Gardırobunuzda uzun yıllardır sakladığınız, atmaya kıyamadığınız kıyafetler var mı? 


Kıyafetten ziyade bir türlü vazgeçemediğim aksesuvarlarım var. 


Aksesuvarlara daha çok mu ilgi duyuyorsunuz? 


Aksesuvarlar konusunda gönül bağım daha gelişmiş sanırım. Mesela beş-altı sene önce aldığım pembe bir çantam var. Yangında ilk kurtarılacaklar listemde yer alıyor. 
marka paylaşmam 


Giyim stilinizi nasıl tarif edersiniz? 


Kontrast renklerin çarpışmasını, ince detaylar ile harmanlıyorum. Ortaya rahat, yerli yerinde ve ince detaylı bir stil çıkıveriyor diyebilirim. 


Gardırobunuzda en çok hangi renkler var? 


Her renk dostumdur aslında ama gardırobumda mavi, kırmızı, fuşya, turuncu, sarı gibi açık ve canlı renkler ağırlıkta diyebilirim. 


Kıyafette, çantada ve ayakkabıda vazgeçemediğiniz markalar var mı? 


Aslında seçim yaparken 'Beğendiğim her şey' mottosu benim kurtarıcım olmuştur her zaman. Beğendiğim ve kullandığım markalar elbette var ama bir marka adı paylaşmayı doğru bulmuyorum.




sabah.com.tr

15 Haziran 2012 Cuma

Mustafa Sandal ''Biz evleneceğiz''





İlk buluşmada "Biz evleneceğiz" dedim

Mustafa Sandal, geçtiğimiz şubat ayında ikinci kez baba oldu. Top Secret dergisi de Babalar Günü öncesinde ünlü şarkıcıyla buluştu, baba olmayı ve oğulları Yaman’la Yavuz’u konuştu.


Babalık nasıl bir duygu?
- Tek kelimeyle muhteşem! Küçük bir çocuğun dünyaya gelmesi, Yüce Yaradan’ın bir mucizesi. Onun senin gözlerinin içine bakarak “Baba” demesi ise ayrı bir mucize...


İlk baba olduğunda neler hissettin?
- Heyecan ve tarifsiz bir sevinç! Böyle özetleyebilirim... Tabii önce kısa süreli bir donakalma durumu oldu, sonra mutluluğumu nasıl ifade ettiğimi ben bile hatırlamıyorum. Gökyüzünden yıldızları tek tek toplamak gibi bir duygu bu, kelimelere dökmek bazen çok mümkün olmuyor.


Peki ikinci kez baba olacağını öğrendiğinde neler hissettin? İlkinden farklı mı oldu?
- En az ilki kadar heyecanlandım tabii. Benzer duygular yaşadım. Tek farkı, başımıza gelecek tatlı şeylerden haberdardık.






YAMAN BİR SANDAL


Çocuklarına isim koyarken nelere dikkat ettin? Yaman ve Yavuz ne anlama geliyor?
- Yaman’ın da Yavuz’un da adını doğuma bir hafta kala bulduk. Göcek’te denize dalıp gitmişken, kendime “Bu denizle nasıl bir ‘Sandal’ başa çıkar?” diye sordum ve “Yaman bir Sandal” olmalı dedim... Yavuz’un hikâyesi daha da güzel. Google’da Yaman diye arattığınızda karşınıza sözlük anlamı çıkıyor ve ilk kelimesi ‘yavuz’...


Sence nasıl bir babasın?
- Bana göre iyi bir babayım ama bunu asıl Yaman’la Yavuz’a sormak lazım! Çocuklarımla çok ilgiliyim, aklımda hep onlara güzel bir gelecek hazırlamak var. Yaman’la oyunlar oynamak, Yavuz’u sevmek en çok sevdiğim şeyler... Onların gözlerine baktığımda “Bana babalık duygusunu yaşatan bu iki güzel yüreğe çok şey borçluyum” diyorum...


SONUNA KADAR ARKALARINDAYIZ

Henüz çok küçükler ama onların eğitimi ve meslek seçimleri konusunda neler düşünüyorsun?
- Bu konudaki kararı tamamen onlara bırakmayı düşünüyoruz. Elbette anneleriyle birlikte onları en iyi şekilde yönlendireceğiz ama hangi işte kendilerini mutlu hissedeceklerse ve ne yönde eğitim almak istiyorlarsa, sonuna kadar arkalarında olacağız.






Oğullarının müzik çalışmalarına etkisi oluyor mu?
- Olmaz mı! Tamamının ilham kaynağı onlar...


Bu arada yeni bir albüm çıkaracağını duydum. Biraz bahseder misin bu yeni çalışmadan?
- İçime sinen, ince eleyip sık dokuyarak hazırladığımız bir albüm oldu. Umarım dinleyen herkes çok beğenir. Ben şarkılarımı müzikseverlerin beğenisine sunarken, konuşmak yerine onların şarkılarla bütünleşmelerini isterim. Yorum her zaman onların olacaktır, ben çok seveceklerine inanıyorum.


ÖNCE SAMİMİ OLUN


“O Ses Türkiye” kısa süre önce sona erdi. O yarışmada jüri üyeliği yaparken, müzik hayatına başladığın günler gözünün önüne geldi mi hiç? 
- Evet, gençlerin heyecanını bire bir hissettim orada. Onları çok iyi anlıyordum, çünkü yıllar önce ben de benzer duygular yaşamıştım. Ekibimdeki yarışmacılara sürekli “Önce samimi olun, samimiyeti yakalayın ve şarkıları içinizden geldiği gibi söyleyin. İzleyici samimiyetinizi hissederse işiniz daha kolay” dedim.


EMİNA'YA İLK BULUŞMADA BİZ EVLENECEĞİZ DEDİM


Eşin Emina ile evlenmeye nasıl karar verdiğini merak ediyorum. Ve evlilik teklifini nasıl yaptığını...
- Yıllar önce bir tatil yöresinde karşılaştık. Yanına gittim ve ilk buluşmamızda “Biz seninle evleneceğiz” dedim. Bana bu sözleri Emina’nın gözlerindeki parıltı söyletmişti. Şimdi çok mutlu bir ailemiz var, yanılmadığımı görmek çok özel bir duygu.




hurriyet.com.tr

14 Haziran 2012 Perşembe

''Aşk eksiğim yok aşkla doluyum''





“AŞK EKSiĞiM YOK AŞKLA DOLUYUM”

40’ına merdiven dayayan ABD’li aktris Cameron Diaz, yaş almaktan korkmuyor, “Şimdi artık kendimi gerçekten tanıyorum” cümlesini kuracak kadar da özgüvenli.


Konu aşka gelince Diaz, “Hiç aşık olmamaktansa kalbimin bin kez kırılmasını yeğlerim. Verebileceğim o kadar çok aşk var ki” diyor...


Cameron Diaz’la, haute couture  defilelerinde ilk kez InStyle’la ön sırada oturduğu Paris  ziyaretinin ardından arkadaşlarıyla biraz zaman geçirmek için gittiği Londra’da bir araya geldik. Arkadaşlarıyla buluşabilmek için dünyayı dolaşması onun için sıradan bir olay. Yakın arkadaşları Diaz’ın tanıyabileceğiniz en sadık insan olduğunu söylüyorlar. Sohbet için yerine  otururken, “Tüm dünyada  arkadaşlarım var ve onları kabilelerim olarak tanımlıyorum” diyor. “Yaşamımdaki en büyük değerleri seyahat etmekle, insanlar tanımakla ve kurduğum ilişkilerle elde ettim. Beni en çok ilgilendiren şeyler insanların bilgeliği ve yaşam deneyimleri.”


Ruh kardeşleri


Diaz’ın çarpıcı bir biçimde çok yakınında olan bir grup da var; bu grup ergenlikten beri tanışan Drew Barrymore ve Reese Witherspoon’u da kapsıyor. Diaz, “Kız arkadaşlarım ruh kardeşlerim gibi” diyor.  (O kadar ki Barrymore’un nişanlısı Will Kopelman evlenme teklifinde bulunmadan önce  Diaz’ın onayını almak zorunda kaldı. Diaz gülerek, “Drew’nun evleneceğini kendisinden  önce biliyordum” diyor.)


Erkek gibi kız!


Giysilere olan ilgisi, kadınsı yönünü ön plana çıkarsa da aynı zamanda onu tüm dünyanın  gözünde sahnede çekici kılan unsur, okuldan kovulmuş, yaramaz çocuk havası. Diaz’ın seksi komediler (‘Bad Teaacher’, ‘There’s Something About Mary’deki o sahne) ve son derece hızlı aksiyon filmlerindeki (‘Charlie’s Angels’, ‘Knight and Day’) eğlendirici performansları ona erkek gibi kız, ahbaplarıyla evde takılıp birkaç bira deviren ve açık saçık fıkralar anlatan sarışın bebek unvanını verdi. Ancak bu tanımlama onun daha sıcak, daha düşünceli, kişiliğinde hemen  belli olan yönüne  haksızlık ediyor.


Hesapsız ama planlı


Kaliforniya’da doğup, büyüdü;  2008 yılında kaybettiği babası Küba’dan gelmişti, annesiyse Alman-İngiliz kökenli bir Amerikalı’ydı. Ergenlik çağlarındaki modellikten 20’li yaşlarda sinema oyunculuğuna geçtiğinden  beri, seksi komedi ve gözüpek aksiyon filmi kızından tam bir oyunculuk   gücü isteyen aktrisliğe kadar   pek çok kimliğe büründü.
Oyuncu, kariyerinin “Değerimin  artması için bir sonraki filmim ne  olmalı?” şeklinde hesaplamalar   yerine, kendini ilgilendiren projeler ortaya koymaya dayandığını belirtiyor; “Benim o tür hırslarım yok, bunun  nedeni belki de yaptığım işin   kişiliğimi belirlememesi.”


Filmleri dışında Diaz çeşitli ama birbirine benzer roller oynadı: Sörfçü kız, çevreci ve kısa süre önce de beslenme eğitmeni oldu. Gözle görülür bir heyecanla, “Herkesin bir amaç bulmaya ihtiyacı var ve sanırım benimki de başkalarına yardım etmek” diyor.


“Yaşlandıkça hayat  daha da güzelleşiyor”


Peki çocuk sahibi olmak? 


Diaz, bu konuda “Hiçbir zaman çocuk istemiyorum demedim; yalnızca henüz çocuğum yok. Hayatımda ne olur bilemem! Belki evlat edinirim. Belki de zaten çocuğu olan bir eşim olur. Kim bilebilir ki?” diyor, omuz silkerek.




Bu yaz Diaz için bir dönüm noktası. Bazı aktrisler için kabus olan 40 yaşına basıyor ancak tahmin edileceği gibi, o bu yaşı kucaklıyor:


 “Yaşlandıkça hayat daha da güzelleşiyor, kesinlikle. 20 yaşında olmak istemem! Kendimi her zamankinden daha iyi hissediyorum; daha güçlü, daha becerikli ve daha net. Şimdi artık kendimi gerçekten tanıyorum.”


“Aşık olmamaktansa  kalbimin kırılmasını yeğlerim”


Gerçek yaşamda Diaz’ın oynadığı başka bir rol daha var; yüksek profilli evlenmemiş bir kadın olmak. Diaz, özellikle de tabloid basının bilinen ilgisini hiçbir zaman çekmedi. Aralarında Matt Dillon, Jared Leto, Alex Rodriguez ve Justin Timberlake gibi isimlerin bulunduğu ünlü eski erkek arkadaşlarına bakıldığında, Diaz şunları söylüyor, “Bu adamlardan herhangi biriyle flört edebileceğim asla aklıma gelmezdi; asla! Bunların arasında mantıklı bir çizgi yok. Ama ben aşka aşığım ve aşk çeşitli yerlerden geliyor. Bir süre önce kalbimin biraz kırık olduğu bir dönemde bir arkadaşıma, ‘Bu kez canım gerçekten yandı!’ dediğimde o da bana ‘Bu, tam da sevme kapasiteni gösteriyor’ demişti. Ondan sonra, kalp kırıklığı bana farklı gözüktü çünkü bir eksiklik değil bir bolluk olarak geliyordu. Hiç aşık olmamaktansa kalbimin bin kez kırılmasını yeğlerim. Verebileceğim o kadar çok aşk var ki; aşk eksiğim yok, aşkla doluyum.”






milliyet.com.tr

Asena:''Bana hep kadınlar zarar verdi''





Bana hep kadınlar zarar verdi

Oryantal dansa getirdiği yorumla her zaman farklı bir kulvarda olan Asena, şimdi de 'Benzemez Kimse Sana' isimli yarışmada taklit yeteneğini konuşturuyor. Ünlü dansçı, erkeklerin egemen olduğu şov dünyasında ayakta kalmaya çalışırken, en çok kadınlardan darbe aldığını söylüyor


İlkokulun ilk üç yılını Almanya'da okuyan, Turizm ve Otelcilik Meslek Lisesi'nin ardından Marmara Üniversitesi Turizm ve Otelcilik bölümünden de mezun olan Asena, oryantal konusundaki başarısıyla tanındı. Dansın ardından müzikte de şansını deneyen Asena, son olarak 'Benzemez Kimse Sana' isimli yarışmayla kendinden söz ettiriyor. Ünlü dansçı, Elele dergisinden Ebru Güzel'e dansa geri dönüşünü, katıldığı yarışmayı ve özel hayatını anlattı. 






Sizi dansçılığınızla tanıdık. Ama şarkıcılık, televizyon hostesliği, modellik derken şimdi de 'Benzemez Kimse Sana' isimli yarışma programında yer alıyorsunuz.


Evet keyifli bir yarışma... 


Pek çok şey denediniz, peki asıl hayaliniz nedir?


Hayalim dünya çapında bir dansçı olmak. Grammy Ödül Töreni'nde sahneye çıkıp, dans etmek... 


Yurt dışına açılmanız için zamanında pek çok fırsatınız olmuştu...


Yurt dışına açılmak için çok iyi bir teklif gelmişti; İngiltere Kraliçesi beni yeğeninin düğününe çağırmıştı zamanında ama kullanamadım bu fırsatı. Külkedisiyim ben. 24.00'e kadar yaptın, yaptın; yapamadın, kabağa dönüştün. 


BEN AŞKA İNANMAM... 


2004'te dansa ara verme kararı almıştınız. Ne zaman yeniden dansa geri döndünüz? 


Ben dansa bu yıl geri döndüm. İnsanlar zaten sürekli olarak "Asena geri dön" diyordu. Ekstralara gittim hep. 


Erkek egemen bir dünyada var olabilmek zordur...


Benim mücadeleci bir ruhum var. Doğruysan ve işini iyi yapıyorsan her zaman varsın.





Erkeklere karşı bu anlamda bir savaş vermedin mi? 


Ben hayatımda erkeklerden değil, kadınlardan zarar gördüm. Bir erkek size kolay kolay zarar veremez. Hayatımda bana tek bir erkek zarar vermiştir! 


2004'te bir röportajınızda "Aşka inanmam" demiştiniz... 


Benim aşk anlayışım farklı olduğu için 'aşka inanmam' demiştim. Ben sevgiye inanırım. 


Biraz açar mısınız?


Biriyle ilk karşılaştığınız an bazen çok güçlü bir şey hissedersiniz. O hissettiğiniz şey "Bu benim adamım" gibi bir duyguysa, o evleneceğiniz erkektir. Ben buna benzer bir şey hissetmemiştim. 'Aşka inanmam' derken bunu anlatmak istemiştim aslında. 


İlişkileriniz de uzun ömürlü olmuş..


Her ilişkim üç-dört yıl sürdü ama demin dediğim anlamda bir aşk yoktu. Öyle olsa evlenirdim. Şu aralar böyle bir hissim var ama korkuyorum. 


Hem seksi hem de erkeksi bir haliniz var; iki uçta yaşıyor gibisiniz. Dengeyi bulamadığınız için mi, yoksa bilinçli olarak mı böyle bir imajınız var? 


Bu erkeksi imajdan hiç hoşlanmıyorum. Ben aslında güzel, seksi, alımlı bir kız olarak büyüdüm. Evin içinde böyleydim ama çocukluğumda babaannemle yalnız yaşadığımız için dışarıya karşı serttik. 



 




İKİ YILA ÇOCUK İSTİYORUM 


Peki, "Erkeksi bir imajım olduğu için evlenemedim" diyor musunuz? 


Tam tersine, böyle olduğum için çok evlenme teklifi aldım. Her erkek arkadaşım benimle evlenmek istedi. 


Neden peki? 


Çünkü o sert imaj dışarıda geçerli, evde kesinlikle öyle değil. Evde erkeğine düşkün, onun yemeği, içmesi, giyinmesiyle ilgilenen bir kadınım. Ama benim erkeğim de bana özenli, saygılı davranmıştır. İlişkimde ben haksızsam susarım, ondan da aynısını beklerim. 


Size saygı duyan ve seven bir eş bulma umudunuz yüzde kaç? 


Çok. Ben istesem var, neden olmasın ki? 


Yuva kurmak, çocuk sahibi olmak gibi bir hayaliniz var mı? 


Var ama 1-2 sene sonra.


MECBUREN ŞARKI SÖYLEDİM


Albümünüzü dinleyen bir Ekşi Sözlük yazarı, "Oryantalliğe falan devam etsin lütfen. Bize Hande Yener'ler, Demet Akalın'lar yetiyor" demiş... 


Albüm için yanlış dönemdi. Yanlış zaman, yanlış şarkı, yanlış seçim... 


Neden böyle bir albüm çıkarmak istemiştiniz? 


Dansa küstüğüm, çalışamadığım, nereye gidersem bir engelle karşılaştığım bir dönemdi. Yapacak bir şey aradım ve şarkıcılığı denedim. Şarkıcı olmak gibi bir hayalim yoktu aslına bakarsanız. Şarkıcılığı dediğim gibi mecburiyetler sonucu denedim. 


Hakkınızda yapılan olumsuz eleştiriler sizi incitir mi? 


Eğer kötü niyetliyse incitir. Eleştiri yıkıcı olmamalı. Bu kadar kötü niyetli yazılara neden engel olmuyorlar?




BECKHAM'I DA İÇ ÇAMAŞIRLI GÖRÜYORUZ


Sadece dansınızla değil, seksi pozlarınızla da tanındınız. Kadın bedeninin teşhir edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? 


Aynı şey sadece kadınlar için değil; erkekler için de geçerli. David Beckham'ı da reklamlarda iç çamaşırlı olarak görüyoruz. Brad Pitt sadece iyi rol yaptığı için mi kadınlar tarafından bu kadar seviliyor? 


Bu durumu doğru mu buluyorsunuz? 


İki taraf için de aynı şeyin geçerli olduğunu söylüyorum. İnsan bir noktadan sonra madem bu kadar güzel bir şeye sahibim, neden bunu yapmayayım diyor. 


Sahne kostümleriniz de son derece cüretkar. Erkek arkadaşlarınız bundan rahatsız olmuyor mu? 


Elbise gibi dansöz giysileri giydim. Eski dansözlerde giysi yok üstlerinde. Ayrıca bundan rahatsızlık duyan benimle olmasın. 










sabah.com.tr

4 Haziran 2012 Pazartesi

Hadise ''Yokluğu iyi bilirim''



Yokluğu iyi bilirim

Hadise, İstanbul Life dergisine verdiği röportajda geçmişte yokluk çektiğini söyledi.


Hadise, “Keşke bu şehirde tatil yapabilsem, görmediğim o kadar çok yeri var ki” deyince, İstanbul Life ekibi onu stüdyolardan çıkarıp İstanbul Boğazı’na götürmenin başlı başına bir ‘hadise’ olduğunu fark etti. İşte Hadise ile geçen bir günün özeti...


-Tüm ekip saat sabah 08.45’te buluşmak üzere sözleştiğinde “yok” demiştim hayatta bu kadar erken başlayamaz bu çekim. Hadi biz gittik diyelim erkenden, Hadise asla yetişemez, kesin geç kalır. Ancak öyle olmadı. Hadise söz verdiği gibi saat tam 08.45’te karşımızdaydı. Sabahın 05.30’unda kalkmış ve geç kalmamak için erkenden hazırlanmıştı.
-Takdire şayan bu disiplin karşısında şaşırdım mı? Evet. Kısa geçen tanışma faslımızın ardından hemen saçı, makyajı için seferber olundu. Nasıl bir programlamaysa saç-makyaj faslı da denilen saatte bitti. 
İçeriden önce uzun, mavi elbisesiyle çıktı. Çekimin başlarında hissettiğim o mesafeli tavır, dakikalar ilerledikçe yerini neşeli ve bolca kahkaha atan bir kadına bıraktı. Ama ne olursa olsun kontrolü elden bırakmayan bir yaklaşımla... Mesela bir anda “Lütfen beni sadece Emre çekiyor, diğer tüm kameralar kapansın” demesi gibi.
-Lafı daha fazla uzatmayayım. Belçika’da doğup büyüyen ama üstüne basa basa “Ben bir Türk kızıyım ve buraya aidim” diyen, çoğu cümlesinde Türk halkına olan güveninden dem vuran, kimilerinin çok sevdiği, kimilerinin eleştirdiği, kimilerinin de “seksi kadın” imajını sonuna kadar hak ettiğine inandığı Hadise ile konuştukça tüm derdinin çoğu insan gibi işini iyi yapmak olduğunu ve yanlış anlaşılmaktan fena halde çekindiğini gördüm. Merak edenler için buyrun karşınızda Hadise hatta pek de anılmayan şekliyle Hadise Açıkgöz.


BELÇİKA’DA DOĞUP BÜYÜMEK BENİM SEÇİMİM DEĞİL


-Belçika’da doğup büyüdünüz... İstanbul’a ilk ne zaman geldiniz? 


-Şöyle söyleyeyim; İstanbul’u ilk çok küçükken görmüştüm. Aslında İzmir’e amcamın yanına tatile gelmiştik ve yolda İstanbul’a şöyle bir bakıp geçmiştik. Bu benim İstanbul’la ilk tanışmamdı. Daha sonra “Beyaz Show” için 2006’da geldim. İlk katıldığım program da zaten oydu.


-Bu şehirle ilgili ne biliyordunuz öncesinde?


-İstanbul’u her zaman çok merak ediyordum. Zaten hâlâ istediğim kadar gezemedim. Keşke burada tatil yapabilsem. İlk geldiğimde beni en çok şaşırtan şey kokuydu. Çok başka bir kokusu var buranın. İnsana kendini evinde hissettiren bir koku. Belçika’da doğup büyümeme rağmen neticede Türk’üm, Çerkez’im. Burada büyümedim, burada okumadım ama ben buraya aidim, burası benim vatanım. Sonuçta Belçika’da doğup büyümek benim seçimim değil. Annem-babam zamanında çalışıp para kazanıp buradaki ailelerine bakabilmek için oraya gitmiş. 


-Buraya gelişiniz, peşi sıra gelen albümler... Bunca işin arasında iyi ki bunu yaptım, çok iyi oldu ve bana çok iyi hissettirdi dediğiniz ne var?


-Aslında hiçbir zaman bir projeden sonra tamamdır, ben oldum demedim. Her zaman daha yolun başındayım dedim. Benim için her gün kendimle bir savaş. Her günher konuda daha iyi olabilmek için uğraşıyorum. Çünkü bu bir ofis işi değil. Keşke bilgisayarın arkasından her şeyi yönetebilsem.


ZENGİN BİR AİLE DEĞİLİZ “YOK” NEDİR İYİ BİLİRİZ


-İşinizin maddi boyutuna gelecek olursak; para sizin için ne ifade ediyor?


-Çok param olabilir ama seyirciden saygı ve sevgi görmezsem benim için sıfırdır. Ben ilk konserlerimi, iki üç şarkıyla nasıl başladığımı, nereden geldiğimi çok iyi hatırlıyorum. Zamanında okul harçlığımı kendim çıkarırdım. 1 Euro, 1 TL nedir çok iyi bilirim. Nereden geldiğini unutmamak çok önemli bir şey. Zengin bir aile değiliz, “yok” nedir çok iyi biliriz. Hayalimde hep annemi rahatlatmak vardı. Bunu yapabildim ya, bana yeter. 


-Ablanız tüm işlerinizi organize ediyor, kardeşiniz kıyafetlerinizi seçiyor. Böylesi daha mı güvende hissettiriyor? 


-Evet. Benim menajer konusunda çok tecrübem var. Çok fazla insanla çalıştım. Ne isteyip istemediğimi çok iyi biliyorum. Birçok hayal kırıklığı yaşadıktan, para kaybettikten, davalar açmak zorunda kaldıktan sonra insan “Yeter artık, bıktım” diyor. Zaten onlar yüzünden bu kararı aldık ve şimdi çok mutluyum. İyi ki beraberiz, iyi ki onlar var yanımda. Üçümüz farklı insanlar olsak da müthiş anlaşıyoruz. Allah nazardan korusun. Herkes yerini biliyor, haddini biliyor. 


TEKLİF GELİRSE YİNE “O SES TÜRKİYE”DEYİM


-Peki “O Ses Türkiye” jüriliğine gelirsek; ne kazandırdı size?


-İnsanlar beni sadece kliplerden ve fotoğraf çekimlerinden tanıyordu. Ama sahnedeki Hadise gerçek ben değilim. Sanırım insanlar bu program sayesinde aslında nasıl bir insan olduğumu daha iyi gördüler.


-Devam edecek mi yarışma? 


-Şu an hiçbir şey belli değil. Hayırlısı.


-Olursa yer alacak mısınız?


-Dört jüri üyesi hakikaten oturdu ama bunu tabii ki programın yapımcısına sormak lazım. Bizim haddimize düşmez. Öyle bir şey olursa seve seve yaparım.


-Yarışma boyunca karşınızdakini kırmaktan çekinen bir tavrınız vardı.


-Seçmelerde çok dikkatliydim. Hassas bir yer. O insanlar rüyalarla çıkıyor karşınıza. Bunu ben de yaşadım. Gerçekleri kırmadan söylemeye çalıştım. Canlı yayınlarda ise beni rahatsız eden ne varsa açıkça söyledim. Çünkü yalakalık sevmiyorum. Zaten Türk halkı samimiyeti anlar.


-Yarışma sırasında hiç yanlış bir seçim yaptığınızı düşündünüz mü?  


-Evet, “Neden seçtim” dediğim oldu bir süre sonra. İnsanların hareketleri, tavırları yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve kimilerininki göze batıyor. Benim için en önemli şey mütevazılık. Bu özelliği olmayan benim gözümde kaybeder. Çünkü insan mütevazılığını kaybederse başarılı olamaz. 


AŞK ACISI ÇEKMEK DE GÜZEL ŞEY ASLINDA


Sizin kendinizle ilgili ‘keşke’leriniz var mı bu konuda?


-Ben keşkeleri sevmiyorum. Bir şey olur ve biter. Hayırlısı.


-Peki ya aşk? Hiç aşk acısı çektiniz mi?


-Her insan gibi, tabii ki... Küserim, kendimi kötü hissederim. Acı çekmek güzel bir şey aslında. Bu işim için de iyi. Modum düşükken bir fotoğraf çekimine gitmek de güzel oluyor, o an başka şeyler çıkabiliyor. 


-Bir keresinde şöyle bir cümle sarf etmiştiniz; “Bir insan ne kadar başarılı olursa olsun yanında sevdiği biri yoksa hep eksik kalır.” Aşk başarıdan üstün mü?


-Başarı tabii ki çok güzel ama insanız işte. Herkes bir şekilde onu koşulsuz, şartsız seven, başarılı ve başarısız zamanlarında yanında olacak birini ister. Ya da ailesinden birilerini. Mesela Derya ve Hülya iyi ki yanımda. 


GECE ÇIKMAYI SEVMEM ÇÜNKÜ SESİM ETKİLENİYOR


-Şehre karışabiliyor musunuz bunca işin gücün arasında? Nerelere gidersiniz, ne yaparsınız? 


-Çok zor açıkçası. Gezmek kolay tabii ki, bir şapka takarsınız olur biter ama insanlar sesinizden de tanıyor. Kendimi eve kapatan bir insan değilim. Hava güzel olduğunda dışarı çıkıp sevdiklerimle oturup bir kahve içmeyi, sohbet etmeyi, fikir üretmeyi çok severim. Ya da hiçbir şey yapmadan kitap, dergi okumayı.


-Gece çıkar mısınız peki?


-Gece çıkmayı sevmiyorum. Dans etmeyi, coşmayı, eğlenmeyi çok seven bir insanım ama benim için kariyerim çok önemli. Kendimi boşu boşuna yormak istemiyorum. Sesim çok etkileniyor. Sigara içen insanların arasında durunca sesim kısılabiliyor. Tabii ki arada gidiyorum ama çok fazla değil.


-Hadise 2012, yarışma jüriliği... Peki ya sonrası?


-Aşk Kaç Beden Giyer” albümü sanırım bugüne kadar yaptığım en özel albümdü. Bu sene de yeni single’ımız “Biz Buradayız” diye müthiş bir şarkı yaptık. 7’den 70’e güç veren bir şarkı. Bu ne aşk, ne ayrılık şarkısı. Bir motivasyon şarkısı. Bir de gerçekleştirmek istediğim sosyal sorumluk projelerim var. Ama henüz netleşmedi.


BU ŞEHRİN TADINI EN İYİ AŞIKLAR ÇIKARIR


-İstanbul’u hiç görmemiş birine bu şehri anlatacaksınız. En sık kullanacağınız kelimeler ne olurdu?


-Boğaziçi, sıcaklık, samimiyet, huzur, trafik.


-Şehirde şu ana kadar izlediğiniz en etkileyici konser ya da gösteri hangisiydi?


-En son Halil Sezai konserini izledim. Hâlâ aklımda.


-Bu şehrin tadını en çok kimler çıkarıyor sizce?


-Aşıklar...








hurriyet.com.tr


Begüm Nalbantlı


3 Haziran 2012 Pazar

Beğenilmek ve arzu edilmek ruhumu okşuyor



Beğenilmek ve arzu edilmek ruhumu okşuyor

Mayıs ayında 19 konser vererek kendi çapında bir rekor kıran Murat Boz "Kadın hayranlarımın ilgisinin sahnede olan enerjime çok büyük bir katkısı var. Beğenilmek ve arzu edilmek elbette benim de ruhumu okşuyor" diyor


Şu sıralara Yedigün reklamlarıyla billboard'ları süsleyen şarkıcı Murat Boz, yoğun bir konser maratonuna girdi. Sadece Mayıs ayında 19 konser veren yakışıklı şarkıcı, yaz boyunca Türkiye'yi karış karış dolaşacak. 'O Ses Türkiye' yarışmasından sonra popülerliğinin arttığını söyleyen Boz "Daha yolun başındayım, yapacağım çok şey var" diyor. 20 Haziran'da Kuruçeşme Arena'da İstanbullu hayranlarıyla buluşmaya hazırlanan yakışıklı popçuyla bir araya geldik ve hakkında merak edilenleri kendisinden öğrendik... 


Çok yoğun bir konser programınız var. Mayıs ayında 19 konser verdiniz. Sizce bu ilginin kaynağı nedir? 


'Aşklarım Büyük Benden' albümüm çok beğenildi çünkü içinde her zevke ait şarkılar bulunuyordu. Ayrıca 'O Ses Türkiye'nin beğenilmesi ve Yedigün gibi bir markanın yüzü olmam da bana olan ilginin artmasına neden oldu. 


BENİ ŞIMARTIYORLAR 


Yapılan anketlerde en çok arzulanan erkeklerden birisiniz... 


Hayranlarımın ilgisinin sahnedeki enerjime çok büyük bir katkısı var. İtiraf etmeliyim ki; beğenilmek ve arzu edilmek elbette benim de ruhumu okşuyor. 


Hayranlarınızla aranızda geçen ve sizi şaşırtan enteresan olaylar oluyor mu? 


Hangi birini anlatsam... İstanbul'dan kalkıp Londra konserime gelenleri mi anlatsam, benim bile görmediğim çocukluk fotoğraflarımı bulup bana hediye albüm yapanları mı? Beni çok şımartıyorlar. 


Sahnede olmak size neler hissettiriyor? 


Binlerce kişi hep bir ağızdan sizin şarkılarınızı 90 dakika boyunca söyleyince acayip bir enerji alışverişi oluyor. Bu duyguyu tarif etmek imkansız. Sahnede olmanın verdiği hazzı başka hiç bir yerde alamıyorum. 

Size gelen reklam ya da program tekliflerini neye göre kabul ediyorsunuz? 


Öncelikle gelen projeleri benimsemem ve o projeye inanmam gerekiyor. Eğer projeye inanırsam bu sefer ekibimle bir araya gelip teklifi birlikte değerlendiriyorum ve birlikte karar veriyoruz. 


MÜZİK BENİM HAYATIM 


Yine Yedigün'ün marka yüzü oldunuz. Bu kez nasıl bir kampanyayla göreceğiz sizi? 


Bol aksiyonlu ve eğlenceli bir televizyon reklamıyla kampanyayı başlattık. Tepkiler çok olumlu. 2012 sezonu boyunca birçok eğlenceli projeye imza atacağız. 


Reklam filminde, su üzerinde yürüdüğünüz sahnenin çekiminde dublör kullanmadığınızı söylediniz. Zorlandınız mı? 


Hayır dublör kullanmadım. 50 küsur yaşındaki Tom Cruise kullanmıyorken benim kullanmam yakışık almazdı. (Gülüyor) Ama elbette, 'Titanic' gibi bir çok ünlü filmde stant koordinatörlüğü yapmış olan Dusan Hyska ile çekimler öncesi uzun süre çalıştık. Çekimler, bol aksiyonlu, biraz çürüklü, sıyrıklı, ağrılı ama bir o kadar da eğlenceli geçti. 


Nasıl bir gelecek planlıyorsunuz? 


Müzik benim hayatım. Allah izin verdiğince, mümkün olduğunca uzun soluklu bu işi yapmayı arzu ediyorum. Özel yaşamımda da şu anki halimden gayet memnunum. 


Kral Tv Ödülleri'nde sevgiliniz Eliz Sakuçoğlu'na teşekkür edip onu sevdiğinizi söylediniz. Bu konuşmayı planlamış mıydınız yoksa spontane mi gelişti? 


Bunu ne kadar planlayabilirsiniz ki! Sonuçta o ödülü alacağımı bile bilmiyordum. O an ne hissettiysem paylaştım. 


EN BÜYÜK DESTEKÇİM ELİZ 

Eliz Hanım nasıl tepki verdi? 


Tabii ki sürpriz oldu. 


Eliz Hanım sizin için ne ifade ediyor desem... 


Yıllardır bir hayatı paylaşıyoruz ve mutluyuz. Eliz en büyük destekçim. 


Ünlü biri olarak mutlu bir ilişki sürdürmek kolay olmasa gerek... 


Kendimi bildim bileli, uzun sureli ilişkiler yaşadım ve böyle mutlu oldum. Tersini de denedim ama içsel huzuru bu şekilde buldum. 


Hayranlarınızı küstürmemek için mi evlenmiyorsunuz? 


Tabii ki zamanı gelince biz de evlenmeyi düşüneceğiz. Hayranlarım benim kadar Eliz'i de benimsemiş durumda. 


'O SES TÜRKİYE' İLE HERKES BENİ TANIDI


Kariyerinizi 'O Ses Türkiye' yarışmasından önce ve sonra diye ayırsak yanlış mı olur? 


'O Ses Türkiye'den sonra popülerliğim biraz daha arttı. Artık sadece konserime gelen hayranım değil, onun annesi, babası, anneannesi ve dedesi de tanımış oldu beni. Konuk olduğum TV programlarında kendimi yeteri kadar tanıtma imkanım olmuyordu. Malum; süre kısıtlı oluyor ya da format gereği başka şeylerden bahsetmek gerekiyor. 'O Ses Türkiye' yarışması formatı ve süresi gereği bana bu şansı verdi bu yüzden de kendi adıma çok mutluyum.


DAHA YOLUN BAŞINDAYIM


Murat Boz ismi artık bir marka haline geldi. Bu durum sizi korkutuyor mu?


İlk solo albümümü çıkarmadan önce de bu piyasanın içindeydim. Açıkçası biraz daha hazırlıklıydım şöhrete. Ayrıca, sadece benim konumumda biri için değil çalışan herkesin belli sorumlulukları var ben de onlardan biriyim. 


Başarı tanımınız nedir?


Yaptığım işin bana her anlamda olumlu geri dönüşü benim için bir başarı kıstasıdır. Buna konserlerim, albüm satışlarım, dijital ortamda ve sosyal platformdaki performanslarım, yer aldığım kampanyalar da dahil. Ama hep söylediğim bir şey var ben henüz yolun başındayım. Daha da iyisini yapmak için uğraşıyorum. 


6 sene içinde geldiğiniz yerden memnun musunuz? 


Evet, 6 senede geldiğim noktadan da gayet memnunum. Hiç bir zaman acelem olmadı, popülerliğim ve başarımda buna doğru orantılı arttı. Ancak önemli olan popülerlik değil de kalıcı olmayı başarabilmeniz. Benim de bütün hedefim ve kariyer planım buna yönelik.




sabah.com.tr


İlker Gezici

2 Haziran 2012 Cumartesi

Berna Laçin ''Eşim kafayı yediğimi düşünmeye başladı''



Doğumdan sonra eşim kafayı yediğimi düşünmeye başladı

Kızı Ada’nın doğumundan sonra mesleğini geri plana atan, özellikle dizi setlerinden epey uzak kalan Berna Laçin, bu açığı kapatma hazırlığında...


Yeni tiyatro ve dizi projelerine yeşil ışık yakan oyuncu, bu arada bir de sosyal sorumluluk projesine imza attı; Türk Telekom’un görme engelliler için hazırladığı dijital kitaplık projesine okuduğu bir kitapla destek verdi.


Uzun süredir dizi setlerinden uzaksınız? Ne yaptınız bu süre içinde?


Çocukla beraber iş tempomu part time’a düşürdüm. Anne olana kadar anormal çalışan biriydim. Eve gecenin köründe girerdim. Tiyatro oyunu, dizi ve program sunuculuğunu bir arada götürürdüm. Yaz tatili nedir bilmezdim. Ama 30 yaşına geldiğimde “Bu hayat böyle olmamalı, ben yanlış bir şey yapıyorum. Bir daha bu yaşlarda olmayacağım” dedim. Hemen üç aylık bir tatil ayarladım, bunun ne kadar güzel bir şey olduğunu fark ettim. 


30 yaşına kadar hep aynı tempoda mıydınız?


Evet, onun öncesinde üç gün tatil yapsam dinlenmiş sayardım kendimi. Okul yıllarım bile öyle geçti, hep çalıştım. 


Sonra?


Bilmem... Bir anda aydınlandım sanki, içsel bir yolculuk başladı. 


O tempoda anne olmaya nasıl karar verebildiniz, hayret!


Eşimle 12 yılır birlikteydik. Sonunda “Bu böyle gitmez. Eğer çoluk çocuğa karışmazsak sapıtacağız” dedim. Bir manevi boşluk vardı içimde çünkü... Bunu konuşmamızın ikinci ayında da hamile kaldım. 


İşleri nasıl ayarladınız peki?


O sırada “Evdeki Yabancı” ikinci sezona başlıyordu. Rutini bozmadan diziye devam ettim. 6,5 ay olana kadar da çalıştım. İkinci bir aydınlanma yaşadım, seti bırakmaya karar verdim. 


KIZIMIN BAŞINDAN HİÇ AYRILMIYORDUM


Ya doğumdan sonra?


Doğumdan sonra kendimi eve kapadım. Çocuğun başından hiç ayrılmayan bir anne oldum. Annem ve eşim kafayı yediğimi düşünüyordu. Hatta beni psikoloğa yolladılar, “Senin çalışman lazım artık” dediler. Yeni bebek almış çocuk gibi hep kızımın yanında kalmak istiyordum. 


Nasıl kurtuldunuz bu bağımlılık halinden?


Bir bildikleri vardır deyip “Seni Yaşatacağım” dizisine başadım. Dizi tuttu da ama ben kızımdan uzak kaldığım için çok mutsuzdum. Her gün ağlıyordum, evde olmak istiyordum. Sonunda yapımcımız Türker İnanoğlu’na gittim, durumumu anlattım. O da “Başka bir dizi yapmayacaksan eğer, ben bu diziyi kaldırırım” dedi, dediğini de yaptı. Ve ben Ada 2,5 yaşına gelene kadar evden çıkmadım.


Bu süreçte hiç sıkılmadınız mı?


Hayır, hem de hiç... O arada program yaptım ama... Ada 2,5 yaşına gelince de yeniden diziye başladım. Bir de oyuna... Onunla sette, kuliste takılıyorduk artık...


UNUTULMA KAYGISI DOYUMSUZLARIN PROBLEMİ


Bir dönem aynı anda birçok projede yer alıyordunuz. Gözler hep üzerinizdeydi. İşi gücü bırakınca unutulma kaygısı da mı yaşamadınız?


Yok, hiç taşımadım, hâlâ da taşımam. Çünkü ben bununla beslenerek yaşamıyorum. İnsanların seni sevmesi çok güzel şey, o ayrı. Ama ben zaten beni seven birçok insanla birlikteyim. Bu anlamda doymuş biriyim. Sizin söylediğiniz o endişeler, duygusal anlamda doymamış insanların problemi. Ben eve girince “Anneciğim” diye boynuma sarılan bir kızım var, daha ne olsun.


Şimdilerde yeni bir diziye başlayacağınız konuşuluyor, o projeden biraz bahsedebilir misiniz?


Evet, bir sit-com... Aralarında ciddi sınıf farkı olan bir karı kocanın hikayesi... “Geniş Aile”nin senaristi yazıyor. Ayrıca yeni bir oyuna da başlıyorum. 


Oyununuzun ismi ne?


“İyi İnsanlar”... Aysa Prodüksiyon’la çalışıyoruz, Engin Alkan yönetecek. Ekimde perde açacağız. İnsanı yüreğinden yakalayan bir oyun. Çiçek Dilligil de olacak. Kadro netleşir netleşmez provalara başlarız.


Hem oyun hem de dizi... Yoksa o yüksek tempolu günlere mi dönüyorsunuz?


Yok yok, bir daha asla o günlere dönmek istemem.


HERKES DİJİTAL KÜTÜPHANE İÇİN KİTAP OKUYABİLİR


Türk Telekom’un görme engelliler için başlattığı dijital kitaplık projesi için siz de bir kitap okumuşsunuz. Hangi kitap o?


Evet... Bir akşam televizyonda bir reklam ilgimi çekti. Çok başarılı buldum ama ilk olarak ne olduğunu anlayamadım. İkinci kez izlediğimde görme engelliler için yapıldığını, Türk Telekom ve Boğaziçi Üniversitesi’nin birlikte yaptıklarını anladım. “Ben de bu işin içinde olmak istiyorum” dedim. Twitter’a “Ben de Küçük Prens’i okumak istiyorum” yazdım, “gel oku” dediler. 


Nasıl bir deneyim oldu sizin için?


“Küçük Prens”i bugüne kadar belki 10 kez okumuşumdur, ama bu proje için okurken her zamankinden farklı algıladım. 


Neden?


Normalde bir şeyi okurken o dünyayı gördüklerine, duyduklarına göre hayal edersin ya... Ben bu kez okurken gerçekten görmeyi ortadan kaldırdığında geriye ne kalırı deneyimlemeye çalıştım. Harika bir deneyimdi. Keşke herkes benim yaptığımı yapsa hatta.


Bu mümkün mü? 


Evet. Türk Telekom’u arayıp orada söylenen programı bilgisayara indiriyorsunuz. Bir deneme kaydı yapıp yolluyorsunuz. Koşullar uygunsa sonrasında siz de bir kitap okuyup dijital kütüphaneye ekleyebiliyorsunuz.








hurriyet.com.tr


Gülbahar Karakuş

8 Mayıs 2012 Salı

Deniz Akkaya Unspoken'e sıradışı pozlar verdi.



Moda dergisi Unspoken Mag.’in Mayıs sayısının kapak konuğu ünlü top model Deniz Akkaya oldu.


Henüz yepyeni ve sadece internet üzerinde yayınlanan bir moda dergisi olan Unspoken Mag.’in Mayıs sayısının kapak konuğu ünlü top model Deniz Akkaya oldu. ‘Ben buradayım!’ dediği ilk günden beri herkesin dikkatini üzerine çeken ve kendisine hayranlıkla baktıran Deniz Akkaya, yeni ve genç bir ekibin oluşturduğu Unspoken dergisindeki röportajında hem iç görünüşünü tüm samimiyetiyle dile getirdi hem de hiç kaybetmediği tam tersine günden güne daha da fazla büyüleyen güzelliğiyle moda çekiminde yer aldı.

Asi ve son derece seksi bir rock kadını konseptinde yapılan çekimlerde stylist olarak Umut Eker yer aldı. Fotoğraflayan ise yine günümüzün en başarılı ve orijinal işlerini çıkaran Mehmet Turgut oldu.

Yıllardır içinde bulunduğu, ışıkla ve şöhretle donanan dünyayı ince ve anlamlı bir şekilde eleştiren Deniz Akkaya, yaptığı işi hayatın gerçekliğinin dışında bir iş olarak gördüğünü söyledi. Bu dünyadan iş yaptığı süre dışında uzak kaldığını belirterek “Beni tokatlayıp gerçeğe döndürecek kişileri etrafımda tutuyorum!” dedi.

“Moda beni değil, ben onu yönlendiririm!”

‘Ne giyse yakışır’ dediğimiz kadınlardan olan Deniz Akkaya’yı kadınların çoğunun örnek alarak, bir moda akımına ayak uydurmaya çalıştıklarını söylememek imkansız olur. Tam da bu noktada Akkaya Unspoken’a verdiği röportajında modayı kapitalist sistemin bir parçası olarak gördüğünü belirtiyor. “Moda beni değil, ben onu yönlendiririm!” diyor.

Çok güzel bir kadın oluşunun yanısıra zekası ve hayata bakışını dile getirişindeki bilge yorumlar da röportajda en dikkat çeken bölümler oluyor. Deniz Akkaya, hayatta yaşanılan herşeyin ders veren nitelikte olduğunu, bunu belli bir yaştan sonra farkedebildiğimizi ve yaşayarak edinilen kusurların çok değerli olduğunun altını çiziyor.

“Uğurkan Erez, ‘bir kişi top model olamayacak’ diyerek beni göstermişti”

Katıldığı Elit yarışmasında yirmi kişi arasından Uğurkan Erez’in bir tek kendisini göstererek ‘bir tek o top model olamayacak’ demesi ile ilgili anısını anlatırken sonrasında yakaladığı başarı ile aslında cesareti ve gözü karalığının varlığını da bir kez daha kanıtlamış oluyor.

Şu an Beyaz Tv’de İşte Sağlık İşte Neşe programı’nı hazırlayıp sunan Deniz Akkaya’yı ilerdeki günlerde başka bir TV kanalında da izleyebileceğiz. 









.